18 Haziran 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Tozan Alkan’dan yeni şiirler Açık Kapı Tozan Alkan’ın biriktirdiği, yorumladığı, oluşturduğu şiirsel değer kendi yaşam/ var oluş sürecinden çıkıp memlekette ve dünyada olan bitene eklemleniyor. Eklemlenmekle kalmıyor, ikisinin geçişmesi için gösterilen çaba şiirlerde özel bir dünya yaratıyor. r Bâki ASİLTÜRK B ir kuşağın şiiri giderek şekilleniyor. 1960’larda doğan şairler nicelik ve nitelik açısından belli bir toplam ve doyuruculuğa ulaşma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Son dönem şiirimizin çalışkan imzaları arasında yer alan Tozan Alkan da bu fotoğraf içindeki şairlerden biri. Şiirleri kadar şiir çevirileriyle de adından söz ettiriyor. Aralarında Baudelaire, Byron, Hugo, Tzara, Yeats, Souppault gibi şairlerin bulunduğu pek çok şairin yapıtını Türkçeye kazandırdı, Ç. N. dergisini çıkararak çeviri edebiyatı alanında fark edilen önemli bir boşluğu doldurdu, Varlık dergisinde uzun zaman çeviri konusunda yazdı, çeviri edebiyatının sorunlarına parmak bastı. Bunları söylememin nedeni, Tozan’ın kendi şiirine kapanıp kalmayan, şiirin evrensel değerlerine de kulak kabartan, hizmet eden kimliğine vurgu yapmak. Tozan Alkan, kitap yayını anlamında 2000’lerde başlayan şairlik serüveninin beşinci durağında. Zaman ve Maske (2000), Kalbin Akşamüzerleri (2005), Ve Rüzgâr (2007), Sana Şehir Gelecek (2011) gibi kitaplarından sonra şimdi de Açık Kapı’yı (Islık Yay., 2014) yayımladı. Açık Kapı ilginç bir kuruluş özelliğine sahip. Üç bölümden oluşan kitabın her bölüm başında düzyazışiir diyebilece ğimiz parçalar yer alıyor. Dize kuruluşu bakımından yatay şiirler olarak da okunabilecek bu parçalar, ilgili bölümdeki şiirlere, kitabın adından kinaye söyleyecek olursam, “kapı açıyor”. İmgesellikle gerçekçiliğin, hatta biyografik gerçekçiliğin iç içe geçtiği üç metinde hayata ilişkin izdüşümler dikkat çekiyor. “Sen belki ölmemiştin daha dün bir halka sarılmıştın bedenin hâlâ sıcak” (s. 11), “ergen bir güzelliği hapsetmek çocukluğun arka bahçesine” (s. 25), “babam bir yapı ve ben açılışını izliyorum beyaz sonsuzlukta” (s. 41) gibi ifadeler şairin hayata ve kendi hayatına dair izdüşümlerini içeriyor. GİZLİ ÖYKÜLEME Geniş açıdan bakıldığında kitapta hayat, ölüm, aşk, doğa, direniş, türkü bütünleşmesi görülüyor. Bu bütünleşmeyi sağlayan teknik ise gizli öyküleme tekniği. Neredeyse her şiirin içine bir öykü, bir yaşantı, bir veya birkaç anı gizlenmiş ve şiirleri alttan alta birbirine bağlıyor. İmge ve anlatı birlikte kuruyor şiirlerin çatısını. “Mübadele” başlıklı şiirin başı: “Kader deyip adına / öptük kokladık ölüyü / gömdük söğüdün altına / molva köyünde attık / tabutun ağırlığını üstümüzden / peşimiz sıra kül / peşimiz sıra magma” (s. 32). “Döne Döne” başlıklı şiirin sonu: “Yalnızlıklar mavide biriktikçe bir ülke olur uzun / ah ömür düşerse ölür çünkü ömür annesiz / ömür gelir geçer hariçten gazel okur / ses bırakır her gün söz enkazı altında / yatar mezarına ikindileyin” (s. 16). Biri şiirlerden birinin başından, öteki sonundan alınan bu örnekler şairin biçem eğilimini ele veren özelliklere sahip. Şöyle: Tozan Alkan çoğunlukla bir olay veya durumdan, bir yaşantı veya duyumdan yola çıkarak şiir yazıyor. Hayatın içinde biriktirdiklerini dizelere aktarırken gözettiği uyum ise onun biçemini oluşturuyor. Burada, yine genel bir eğilim olarak, imgesellikle anlatı tekniğinin iç içe geçtiğini görüyoruz. “Attık tabutun ağırlığını üstümüzden” ifadesindeki özbiçim örtüşmesi Tozan’ın sözü şiire dönüştürme tekniği hakkında kapsayıcı bir örnek olarak ele alınabilir. Bir yandan olay/durum anlatımı, öte yandan bunun şiire girerken taşıması gereken söz “ağırlığı” ve imgeleşme süreci. Tozan Alkan’ın yer yer itirazcı yer yer de saptayıcı bir dili var. Akılla kalp arasında kurulan sağlam ama dikkatle ve itinayla geçilmesi gereken bir köprü Tozan Alkan çoğunlukla bir olay veya durumdan, bir yaşantı veya duyumdan yola çıkarak şiir yazıyor. gibi görüyor şiiri. Dize kuruluşları da öyle. Çağrışımların yarattığı durumlar ve durumların yarattığı çağrışımlar iç içe geçiyor. “Yitik Vakit” şiirinde geçmiş zamanı, geçmişin hayal ve hakikatlerini, akan zamanla duran zamanı bir arada sunuyor: “Bu keskin akşamlarda rom kokusu var / kadehte nazar korkusu, kırılmaktan mürekkep / her şey yer çekimi için, söyle rüzgâra duysun / ne varsa akıp giden durağan / zihinlerde hızla dursun.” (s. 48). Duyularla duygular arasında kurulan bağ, şiirin somuttan soyuta evrilen yapısında alınan yolu göstermesi açısından önemlidir. Şiire giren nesneler, varlıklar, duyular bir süre sonra gerçek dünyadan uzaklaşmakta ve /fakat şiirin kendi gerçekliği içinde yeniden var olmaktadır. Bu var oluş, yarattığı estetik duyuşla okura sirayet ettiğinde ister istemez okur da kendi varlığını bu atmosfer içinde farklı hissetmeye başlamaktadır. “Yalan Değil” şiirinde bunun iyi bir görüntüsünü yakalıyoruz: “Trenlerin bozkırları sevdiği, / toprağın eskidiği, ırmağın yatağında / günü geceye biriktirdiği yalan değil. / göğün kendini boyadığı renk, / yağmurla ağırlaşan kanatları serçelerin, / duvardan dökülen sıva, kanla gerçek / arasındaki ilişki yalan değil” (s. 53). Dünya, eşya varlık vs. Tozan’ın şiirlerine girerken bu şiirde bir resim çiziliyor, her şey bir hareket içinde görünüyor ama sonuçta ortaya çıkan tabloda şeyler ve hareketle değil, duyuşlar kabarıyor. Şiirin kendi gerçekliği bunu doğal yoldan sağlarken, şairin sözcükleri kullanma tekniği bu doğallığı hızlandırıyor. Şairin durduğu yer pek değişmiyor; o hem yaşayan hem seyreden hem oynayan hem de yorumlayandır bu şiirde. Şiirlerin kendi üstlerine kapanan metinlerden ziyade kendini açan metinler olması, okurun zihninde de yeni dünyalar açan metinlere dönüşmesi bu yolla gerçekleşiyor. Uzaktan uzağa kendi yaşantınızdan bir şeyler buluyorsunuz ama burada kalmayıp belki bütün bir kuşağın dünyasını da seyrediyorsunuz şiirlerde. ÖZEL BİR DÜNYA Avrupa şiirini yakından tanıması Tozan’ın şiirine bazı örneklerde ilginç açılımlar da kazandırıyor. “Grotesk Şiir” bu yönlendirici bakışla okunabilir. Bu şiire özel bir yer açmamın tek nedeni şaire sağladığı özel açılımlar değil, bir okur olarak son dönemlerde zaman zaman Dadaist, sürrealist veya fütürist metinlere duyduğum açlık da olabilir. Şiir tarihinde ruh ikizlerimden Tristan Tzara’nın yarattığı kahramanlardan Monsieur Antipyrine’e ithaf edilen şiir şu dizelerle başlıyor ve aynı söyleyiş tekniğiyle devam ediyor: “Otoyolda sağa dönüyordum / adam öldü, melon şapkalı, olsun / moskova’dan bir revüden geliyordu / novodeviçi mezarlığına gömdüler / resmi rakamlara göre ölü sayısı bilinmiyor” (s. 52). Okuyanı içinde soluk alıp verdiği ortamdan koparıp alan ya da daha doğru bir ifadeyle okuyanın içinde soluk alıp verdiği ortamı bambaşka bir atmosfere çeviren söyleyiş tekniği, içerik farklılığı, çağrışım zenginliği, sağladığı grotesk algı bu metnin çok zengin bir metin olmasını sağlıyor. Düz anlatım ve algı, yerini daha hareketli, yerinde duramayan, sıçrayan bir anlatım ve algıya bırakıyor. Tozan Alkan’ın biriktirdiği, yorumladığı, oluşturduğu şiirsel değer kendi yaşam/varoluş sürecinden çıkıp memlekette ve dünyada olan bitene eklemleniyor. Eklemlenmekle kalmıyor, ikisinin geçişmesi için gösterilen çaba şiirlerde özel bir dünya yaratıyor. Açık Kapı’daki şiirler, hem şairin kendi hayatına sızabileceğimiz açık unutulan kapıyı hem de iki dünyaya birden dahil olmamız için kasten açık bırakılmış kapıyı işaret ediyor. n Açık Kapı/ Tozan Alkan/ Islık Yayınları/ 80 s. SAYFA 8 n 11 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1295
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear