Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
AK: Bir şekilde arada durmayı da biliyor... PAMUK: Aslında onun tek bir kuvvetli ve önemli düşüncesi var: Şehirde mutlu olmak. Onuruyla şehirde ayakta kalmak istiyor. ORAL: Şu an söylediğinizden bir yere varmak istiyorum... Hayali, aslında şehirde mutlu olmak diyorsunuz... Şöyle de önyargılar yok değil; özellikle o dönemde, köyden kente göç eden bireylerin bir an önce İstanbul’da mal mülk sahibi olmak için Mevlut’un amcaoğullarında gördüğümüz gibi birtakım hırslara kapılması... Bütün bunlar Mevlut’un çevresinde oluyorken o çok saf ve iyimser. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? PAMUK: Mevlut’u amcaoğulları gibi olmadığı için eleştirmek istemem. ORAL: Kesinlikle haklısınız. Demek istediğim öyle bir şey değil... PAMUK: Ama niçin Korkut ve Süleyman gibi değil diyorsanız romanda bunu zaten belirtiyoruz: Kahramanımız yakışıklı, bunu unutursunuz diye zaten söylüyoruz ama saflığını zaten göreceksiniz gibi bir laf söylememe gerek yok. Bu onun tarifi. Ama o saflıkla onu okura sevdirebileceğimi düşündüm. Yine o saflıkla birlikte, tam bir solcu ya da sağcı olsa tatsız olurdu. Biz Mevlut’un her iki dünyaya da girip çıkmasını istiyoruz. Çok eski bir kuram, bilindiği gibi tarihi romanda, örneğin Napoléon ya da başka krallar, bir de onların kuvvetli düşünceleri ve yüksek amaçları vardır. Bunlar tarihi roman kuramında önemli, gerçek kişilerdir. Tarihi romanı ayakta tutan bir başka şey de Julien Sorel’ler (Stendal’in Kızıl ile Kara adlı romanının kahramanı). Bunlar o kuvvetli fikirlere krallar kadar inanmaz. Onlar, kuvvetlilerin arasında var olmanın yollarını arar ve böyle olunca da tüm dünyalara; kralların, burjuvaların, köylülerin ve devrimcilerin dünyasına da girebilirler. Ama bir dünyaya ait çok kuvvetli düşüncelerin varsa o zaman Ferhat, Korkut, Süleyman ve Mahinur gibi yalnızca kendi dünyanda kalırsın. Ama Mevlut gibi her iki dünyayla da çatışmayacak kadar sinik ya da inançsız olduğun için değil, dünyaya bakışın başka türlü olduğundan ki nüfusumuzun çoğunluğu da böyle o zaman bütün dünyayı gösterebilirsin. AK: Peki, bu bağlamda şunu söyleyebilir miyiz: Mevlut şahsiyet ve resmiyet arasında mı kalıyor? PAMUK: Bu konuyu açtığınız için memnunum. Aynen öyle. Kitabın önemli düşüncelerinden biri; baskıcı bir toplumda şahsi düşüncemizin ortaya çıkmadığına dair. Ancak bu Ferhat’la Mevlut arasında ortaya çıkıyor. Çünkü onlar arkadaş. Arkadaş dediğin şahsi düşünceni açabildiğin adamdır. Arkadaşlığın tarifi bu ve onlar da birbirini görür görmez, daha ortaokul yıllarından arkadaş oluyor. Arkadaşlıkları biterken artık şahsi düşünceleri değil resmi ve tahsildarlık üzerine düşüncelerini sarf ettikleri için arkadaşlık bitiyor. Burada şunu demek istiyorum: Baskıcı bir toplumda ki burada çizilen toplum tablosu da ne yazık ki öyle var olmak isteyen, şahsi düşüncesini ancak arkadaşına saklayacak. Şahsi düşünceyle resmi düşünce arasındaki ayrılık yalnızca bir ikiyüzlü lük değil, bir hayat acısı farkı. ğında İstanbul sokakları artık kuralsız ve biraz daha güzelleşsin ama daha fazla “ŞEHİRDEKİ DEĞİŞİMİ, ONU YAŞAYAN İNSANIN GÖZÜNDEN ANLATMAYI SEVİYORUM” vahşi bir yer. AK: Romanın konusu, İstanbul’un de ğişimi aslında... PAMUK: Ama ben onu yine de ba değişmesin ister. Fakat şehrin nüfusu bir milyondan on milyonlara çıkmış. Bu insanlara da ev lazım, onlar da sobalı değil kaloriferli iyi evler istiyor yani talep var. ORAL: Mevlut dışında roman kahra ğırarak söylemiyorum. Kahramanları, Yapılan binaları çirkin bulmakta haklı manları arasında en çok dikkatimi çeken yaşadıkları şeyler üzerinden anlatıyorum. olabiliriz ama bu talebi haksız bulama Vediha oldu. Bir bölümde, kendi yaşamı Bazen Mevlut fark etmiyor, kendi ekono yız. Mevcut iktidara muhalefet etmek na dair yaptığı sorgulamayla sürekli “... mik dertleriyle uğraşırken bir bakıyor ki için o kadar haklı sebeplerimiz var ki… doğru mu” diye soruyor. Onun bu soruları karşıdan karşıya bile geçemiyor. Çünkü ORAL: Nedir onlar? aslında çok önemli değil mi? yol kapatılmış, ötelerde bir üstgeçitten PAMUK: İki tanesini söyleyeyim. PAMUK: Ben bu bölümü size nasıl geçmesi gerekiyor. Şehirde yaşanan Birincisi; düşünce ve ifade özgürlüğüyle yazdığımı anlatayım. Ben bir bölüm ya değişimi, o değişimin içindeki insanın baskıcı idare. İkincisi; 17 Aralık’tan zacağım ve Vediha “doğru mu” diye so gözünden anlatmayı çok seviyorum. sonra öğrendiklerimiz, yani “yakışıksız racak, dedim ve bir yıl boyunca bir yığın Burada tehlike babadan kalma “Ahh es yolsuzluk”. Bu ikisi bu hükümete bir cümle biriktirdim. O “doğru mu” bölü kiden İstanbul ne güzeldi; Anadolu’dan ömür boyu muhalefet etmek için yeterli münde Vediha gibi bir kadın en çok neye geldiler doldurdular buraları” söylemi. sebep. Toplu konut ya da yüksek bina sinirlenir diye düşündüm. Tabii o bölüm Şehrin değişimini yukarı sınıf bakışı ya da yapıyorlar gibi söylemler daha tartışmalı. de romanı ilerletmeye yönelik kaygılarım eski İstanbul nostaljisi olarak değil, orada Hükümete haklı bir muhalefet enerjisi da vardı, Vediha romana dair bazı ayrıntıları da veri yor çaktırmadan. AK: Vediha çile li bir kadın zaten... PAMUK: Tür kiye Vedihalarla dolu ama tipik demeyeceğim çünkü tipik deyin ce ezilmiş, pestil olmuş, bireyliği gitmiş insanlar anlaşılıyor. Ama sorularla dolu “doğru mu” bö ”Benim kahramanım ta baştan yani bu konuda çok az bilgim varken bile bozacı olacaktı. Boza biraz kafayı bulmak, dumanlanmak isteyen muhafazakârlarımız ya da Müslümanların içki içebilmesi için bulunmuş bir kılıf.” lümü Vediha’nın bireyliğini çok güzel yaşayan insanların gözünden anlatmaktı var ama bazen haklılığı, çok da haklı anlatıyor. derdim. Mevlut da bu anlamda çok uy olmayan yerlerde gördüğümde ben o AK: Sokakta bozacı soyan adamlar gun bir kahramandı. konulara katılmıyorum. Evet, hükümeti var romanda, boza satıcıları yavaş yavaş ORAL: Peki, siz bu değişime kızmıyor eleştirelim, daha çok eleştirelim tabii. sokaktan dükkânlara geçiyor. Bu durum musunuz? Bunca inşaat, gökdelenler, yeni Laiklik de bir başka konu. Bunu niçin toplumsal anlamda bir değişimin simgesi yeni küçük şehirler, yani aslında değişen söylüyorum; kentsel dönüşüm mü di olarak mı gösteriliyor romanda? “yeni İstanbul”… yeceğiz, yüksek apartman mı diyeceğiz PAMUK: Mevlut İstanbul’a geldiğin PAMUK: Kızmak kızmamak değil. ya da gecekonduların dönüşümü mü? de geleneksel toplumun izlerini taşıyan Benim işim anlamak. Toplumsal değişim Buna yalnızca “çirkin binalar yapıyor bir kişi. Konuştuğum pek insan “Kimse her zaman bir öfke getirir. Onun farkın lar” diye bakmıyorum. İnsanlar elbette bozacıya ilişmezdi, bozacıların öyle dert dayım. Yaşadığın bir şehir, bakıyorsun iyi evlerde oturmak isteyecek. Burada leri yoktu” dedi. Şimdi hem bozacının manzara değişiyor. Ona bile öfkeleniyor sorunun her yanını görmek gerektiğini yeri hem de şehirdeki modernlik öncesi sun. Bir şekilde kentle duygusal bağımız düşünüyorum. cemaat ruhu kalmadı. Gecenin karanlı var. Herkes kendi içinde yaşadığı şehir ORAL: Roman bitti. Kapak ve editör yel çalışma bitti. Artık sizden çıktı ve mat baada… Ne hissettiniz? Sonuçta ortada bir altı yıl var, bu evde, bu masada boşluk oluştu mu? PAMUK: Gerçekten liseyi bitirmiş gibi hissettim kendimi. İnanamadım. Boşlukta kalıyorsun, devam etmek istiyorsun. Bir ara düşündüm acaba ben kitabı ve kahra manları çok sevdiğim için mi uzatıyorum diye. Hele kitabı bitirdiğimde elli kere üzerinden geçtim. Her cümleden sonra hangi cümlenin geldiğini biliyorum ama dört ay sonra sorsan hatırlamayacağım. Ama çok da mutlu oldum. Çünkü roman süresince yapmak isteyip de ertelediğim çok şeyi yapabileceğim. Yeni bir roman yazacağım, odamı, masamı toplayacağım, resim yapacağım. Ben bu romana başladı ğımda bu kahramanların hiçbiri oluşma mıştı ama romanı bitirirken ben Mevlut’u her yere götürebilirim dedim. Aslında artık Mevlut ben olmuştum zaten. Şim di yeniden bir roman yazmak, sıfırdan inanabileceğim, son derece muğlak olan kişilerle kurmak bu romanı… En çok o zaman anladım ben bu adamlarla bir ro man daha yazmak isterdim ama yapmam. Evet, ayrılmak zor… n Kafamda Bir Tuhaflık/ Orhan Pamuk/ Yapı Kredi Yayınları/ 477 s. SAYFA 24 n 11 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1295

