03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Orhan Pamuk’la kent destanı “Kafamda Bir Tuhaflık” üzerine... ‘Romancı kahramanının gözünden görür dünyayı, onunla düşüp kalkar’ Orhan Pamuk’un altı yılda tamamladığı romanı “Kafamda Bir Tuhaflık” Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlandı. Bir aşk öyküsü anlatıyor Pamuk. Kırk iki yıla yayılmış bu öyküde Türkiye’nin ve İstanbul’un, bu zaman dilimindeki altüst oluşlarını ve değişimini izliyoruz. Pamuk’la romanını konuştuk. r Sibel ORAL Turhan GÜNAY Eray AK T URHAN GÜNAY: Kafamda Bir Tuhaflık’ı okurken, eski romanlarınızı da aklımdan geçirdim ve şöyle bir izlenim oluştu bende; Cevdet Bey ve Oğulları’ndan ya da bir öncesine koyarak Benim Adım Kırmızı, Sessiz Ev, Kara Kitap, Yeni Hayat, yeni romanınız ve bunun devamı gibi düşündüğüm Kar... Bu romanlarınız belli dönemleri anlatarak bütüncül bir Türkiye tarihi mi ortaya çıkarıyor? Bu konudaki düşüncenizi almak istiyorum. ORHAN PAMUK: Kabul ediyorum. Gittikçe de bu tür, bende tanıklık, tarih ve kronik yapma eğilimini artırıyor. Ama o tarih, o tanık olma bir zevk. Bir romanın çerçevesi değil içinden gelen bir şey. Şu dönemi yazdım, bir de bu dönemi yazayım şeklinde değil. GÜNAY: Değil elbette, öyle görünmüyor zaten. PAMUK: Ama bu tarihe de giderek siyasi tarih, yok askeri darbe tarihi, herhangi iktidar tarihi olarak değil de günlük hayat tarihi olarak bakarsan sevinirim. Yani yoğurt sokakta satılırken önce kaplara, sonra cam kaba girdi. Cam kap gitti plastik kap geldi ya da ne bileyim dönerci dükkânları açıldı, büfeler başladı veya Beyoğlu’ndaki pavyonlar gitti türkü barlar geldi. Günlük hayat ayrıntıları... Elektrik kullanma alışkanlığı, buzdolabının İstanbul’a girmesi, ev içlerinde yaşama alışkanlıkları, sokakların, trafiğin, kaldırımların, üstgeçitlerin, altgeçitlerin, günlük hayatta yarattığı ve onları yaşarken yavaş yavaş gelen fark etmediğimiz değişimlerden, tarihsel olaylara, bir çeşit tarihçilik ya da kronikçilik yapmayı seviyorum. Kahramanlarım şehirde yaşarken şehir hiçbir zaman değişmeyen bir yer değil. Dolmuşların durağının olmamasından, otobüslere önden binilip arkadan inilmesine, arkadan binilip önden inilmesine kadar, çeşit çeşit sinemanın SAYFA 22 n 11 Fotoğraflar: Vedat ARIK kapanmasına ya da açılmasına kadar bir kentin günlük hayat tarihini yazmaktan hoşlanıyorum. Aynı şekilde günlük hayat tarihinde ürünleri ve sokak telefonunu kullanma, otobüse binme, şehir içinde gezinme, kentin değişimini küçük ayrıntılarıyla ama içinden büyük siyasi olaylara bakarak değil, şehrin içinde yaşayan insanların hayat tarzlarını izleyip anlatmaktan da hoşlanıyorum. “KAHRAMANIM TA BAŞTAN BERİ BOZACI OLACAKTI” SİBEL ORAL: Yanılmıyorsam altı yıl sürmüş sizin bu romanı yazma süreciniz. Bu mesaiye ilk başladığınızda Mevlut “Kitapta geçirdiğim herhangi bir bilgiyle ilgili olarak araştırmalara giriştim, anlattığıma yakın kişilerle röportaj ve konuşmalar yaptım.” ARALIK 2014 Karataş kafanızda nasıl belirdi? Yani onu nasıl hayal ettiniz ve o altı yıl boyunca örneğin Mevlut nasıl değişimlere maruz kaldı? Kent hayatına ilişkin olarak öyle bir karakter yaratmanızı neler tetikledi? ERAY AK: Ben de şunu ekleyeyim; ilk gün kafanızdaki Mevlut ile romanda ortaya çıkan Mevlut arasındaki farklılıklar nelerdi? PAMUK: Evet. Bir defa altı yıl diyoruz ama kitabın iki buçuk yılında çok fazla düşündüm fakat çok ilerleyemedim. Çünkü müzeyle meşguldüm. Nobel Ödülü almıştım, başka şeyler vaktimi alıyordu. Ama bu romanda da başka kitaplarımda yapmadığım bir şeyi yaptım; romanın önemli bir kısmı gördüğünüz gibi bir bilgi roman. Kitapta geçirdiğim herhangi bir bilgiyle ilgili olarak araştırmalara giriştim, anlattığıma yakın kişilerle röportaj ve konuşmalar yaptım. Başka arkadaş ve asistanlar da bana yardım etti, böyle toparladım. Benim kahramanım ta baştan yani bu konuda çok az bilgim varken bile bozacı olacaktı. Ama ben bu kararı verdiğimde nasıl bir roman yazacağımı kestiremiyordum; gittim sonra bozacılarla konuşmaya başladım. Hatta ilk röportajımı bile hatırlıyorum. Sonra bir, iki, üç tane daha yapıyorsun, dördüncüsünde zaten konuyu öğreniyorsun. Arkadaşlar da çalışmalar yürütüyor. On kere de onlarla oturuyorsun, konuyu iyice öğreniyorsun artık ve onun adına karar vermeye başlıyorsun. Zaten bir tane konum vardı; bozacı. Hayatta olacağını bilemediği ciddi ve zor sorunlarla karşılaşıyor, eski yaşamına geri dönmek için çırpınıyordu. Sonra yavaş yavaş o da değişmeye başladı. Ama ilk başta konu kırk yılı kapsamıyordu. O kırk yıl, küçük geriye dönüşlerle anlatılacak kırk yıldı. Roman değişe değişe gördüğünüz gibi başta günümüzde geçen bir iki sahne ve oradan bir yüz elli sayfa okul yılları, askerlik yıllarına vs. dönüştü. İlk başta yazdığımda belki daha kısa bir romandı bu; işte Mevlut’u sokakta görüyoruz birden okulu hatırlıyor... Sonra bir şeyler oluyor, o bölümler daha da büyüdü. Romanlarım hep kısa başlar sonra uzar. Hikâyede de değişimler oldu. Mevlut’un sorunu başkaydı ilk başta. Mevlut başarılı bir bozacı, mutlu bir hayatı var ve çeşitli sebeplerden bu hayattan uzaklaşıyor, sonra ona dönmeye çalışıyordu. Az önce dediğim gibi o da değişti. Çünkü bozacının ne yaptığını ve bozacılığın değişimini görünce bozacılığın değil, yoğurtçuluğun önemli olduğunu anlıyor. Sen dışarıdan bakınca “bu bir bozacı” diyorsun ama bütün bozacılar aynı zamanda yoğurtçu, onu öğreniyorsun, o zaman hikâyene uymuyor. Bir de konuyu araştırıp öğrendikçe daha da iştahlanıyorsun. Bu romanda ilk defa kitabı biraz daha hacimli hale getireyim derken bu sefer de metin çok uzadı, C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1295
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear