03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

ki eksik olmayan müzik. Özellikle bir korku öyküsü bile yazarken mizahtan ve hicivden vazgeçmeyişi, ne kadar zor da olsa üslubuyla türünü eğreti durmadan okuyucuya aktarabilmesi, gerçekleştirmesi kolay olmayan bir iş ve Yücel bunu bu kitabıyla yeniden başarıyor. “Olağanüstü yeteneğimi keşfettiğimde on yedi yaşındaydım,” diyerek başlayan kitap, adım adım okuyucuyu içine çeken bir girdap gibi. Öyküler, karanlığın ortasında insanı ıssız bırakırken, Emek Sineması’yla hüzünlendiriyor ama asla umudunu kaybetmiyor. Bu ilk cümleyle başlayan öykü, düş masallarının büyük ustası Neil Gaiman’ın elinden çıkmış gibi. Rüyaları kontrol edip, bunları yediğimiz yemekler üzerinden anlatmak pek fazla kişinin aklından çıkabilecek bir kurgu değil. İlk olma açısından “Rüya Tarifleri” iyi bir başlangıç. Gaiman’dan bahsetmişken, kitabın en güçlü öykülerinden, bir novella uzunluğundaki “Evim Güzel Evim”den bahsetmemek olmaz. Yapı olarak Gaiman’dan çok Maupassant’a yakın olsa da, naif ancak tutkulu kahramanı, abartıya kaçmayan ama nefesini de ensemizden eksik etmeyen gerilimi ve en çok da mitolojik altyapısıyla bir Sandman hikâyesi olmayı fazlasıyla hak eden, hatta bir çizgi roman olsa “ne kadar da şahane olur”u düşündürten bir öykü. YERLİ BİLİMKURGU Fantastik öykülere değinmek gerekirse “Melek” ile “Camgöz ve Duman” öne çıkanlar. Tamamıyla beklenmedik bir sona ve enteresan bir anlatıma sahip olan Melek, gerçeklikle kurduğu paralellik sayesinde olağan dışıyı sıradanlaştırarak zoru başarıyor. Gündelik hayatın kaosunda kimliğini kaybeden bir meleğin hikâyesi bu. Öykünün sonunda zihnimde canlanan ise yine çizgi roman dünyasından bir örnek: Hellboy. Hem kendisini tanımaması hem de her şeyi iyi amaçla yaparken aldığı sonuçların beklediğinden farklı olması karakterler arasından benzerlik oluşturuyor. Ancak burada, her şeyden önce üzerinde durulması gereken şey, yazarın gündelik dil kullanımındaki başarısı. Özellikle Hayalet Kitap’ta üniversiteli öğrencilerin diyaloglarını en gerçekçi haliyle aktarmayı başaran yazar, her öyküsünde bu konuda ne kadar başarılı bir gözlemci olduğunu kanıtlıyor. Zaten kendi diline hâkim olamayan, mizahı nasıl kullanabilir? “Camgöz ve Duman” ise bir milletin, jenerasyonun hayatını değiştiren Gezi Direnişi’ne selam niteliğinde. Konuyu ele alışı ise sıra dışı. Hem öykünün yazımında kullanılan kurgu tercihi hem de fantastik bir olayın arkasında gösterilen oldukça gerçekçi babaoğul ilişkisi ve süregelen Gezi Direnişi, belki de bu olaylara hiç bakılmamış bir pencereden bakıyor. Kitabın en enteresan diyebileceğimiz öyküleri ise bilimkurgu türünde yazılanlar. “Üçüncü Türle Aşırı Yakın İlişkiler” belki de bu öykülerin en absürdü. Bir dâhi olarak nitelendirebileceğimiz kahramanımız, ilk cinsel deneyimini bir uzaylıyla yaşıyor. Hem de uzay gemisini İstanbul Boğazı’na indirmiş bir uzaylıyla. Yazarın en başarılı olduğu konulardan biri de bu. Genç bilimkurgu yazarlarının sıklıkla düştüğü bir hata olan, öykü karakterlerini Amerikalılaştırmak, Doğu Yücel’in kesinlikle kıyısından dahi geçmediği bir durum. Türkçe bir kurguda, karakterlerin yerli, olayların da yerel olması oldukça doğal. Saf hayal gücüyle yazılan bir türde bile zihnimizi yabancı karakterlerle kısıtlamak sadece üretkenliği değil, samimiyeti de yok eden bir etken. Bu anlamda ayrı pir parantez açıp, yazarı ayrıca tebrik etmek gerek. Ne öyküsünü ne de okuyucusu yabancılaştırıyor. YENİ BİR BAŞLANGIÇ... “Dünyanın Sahiplerine Bakmıştık”ta efendiliği sorgularken, yine okuyucuyu şaşırtmaya devam edip, sahiplik olgusunu yeniden düşündürtmeyi başarıyor. “Hayatın Gıcık Anlamı” ise yine mizahın dozunun yüksek olduğu, kalemin yer yer, belki de kitapta hiç olmadığı kadar sivrildiği, fazlasıyla farklı ve bir o kadar da insani bir öykü. Bir bilimkurgu öyküsünü alegorik olarak adlandırmak, onu kısıtlamak olsa da, bu açıdan belki de en başarılısı. Bir de Ozzy Osbourne ve George Lucas’ın birlikte konuk oyuncu olduğu kaç öykü bulabilirsiniz ki? “Güneş Hırsızları” ise sadece tek başına bile büyük bilimkurgu yazarlarının öyküleriyle karşılaştırılabilecek güçte. Yaratıcılığı ve üslubu göz önünde bulundurarak, Bradbury ile Douglas Adams’ın birleşimini andıran edebi dili, bu öyküyü Türkçedeki en önemli tür öykülerinden biri yapmaya yetiyor. Bu yazının yazarına gelince; yazı boyunca fazlasıyla yabancı yazardan ve eserden örnek verip, yazarın yerel anlatı konusundaki başarısından bahsederek bir zıtlık yarattığımın farkındayım. Ancak, bunun sebebi Yücel’i fantazya ve bilimkurgu konusunda karşılaştırabileceğim “yerli öykücüler”in azlığıdır. Bundan sonra yerli fantazya/ bilimkurgu öykülerini yazan bir yazarı, Doğu Yücel ile karşılaştıracak olmam ise kaçınılmaz. Çünkü Yücel’in öykücülüğü kendi türünde, kendi dilinde Güneş Hırsızları ile edebiyatımıza yepyeni bir başlangıç çizgisi çiziyor. n Güneş Hırsızları/ Doğu Yücel/ Doğan Kitap/ 296 s. Doğu Yücel, ne öyküsünü ne de okuru yabancılaştırıyor. C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1295 11 ARALIK 2014 n SAYFA 11
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear