19 Haziran 2026 Cuma Türkçe Subscribe Login

Catalog

Fakir Baykurt’tan “Sabır Dağı” o kaynaktan beslenir. Baykurt, o kayna ğın derinliklerine inerek aldı kalemi eli ne. Roman ve öykülerinin yaratıcı kur gusuyla insanımızın gerçeğini yansıtan Ders veren öyküler Fakir Baykurt, dilinin hangi kaynaktan beslendiğine değiniyor: “Benim dilim sadece kitaplardan öğrenilmiş değildir. Evimizde, köyümüzde, Türkçenin olduğu her yerde çocuklardan, kadınlardan, okumuş okumamış halkımızdan emdi ğim Türkçedir benim dilim. Halkımın Fakir Baykurt’un, aramızdan göğüsleri bereketle dolu olduğu için, ben de onu eme eme büyüdüğüm için, ayrılışının üzerinden on beş gürbüz bir yazar olabilmişimdir.” yıl sonra yayımlanan öyküleri “Sabır Dağı” adını taşıyor. Birbirinden çok uzaklarda, ayrı KÖYLÜYÜ DİLLENDİRME Baykurt, halkının özbeöz memesiyle beslendiği diliyle yaratmıştır yazınsal topraklarda, ayrı iklimlerde yaşasalar da ayrı iki insanın aynı şeyleri duyumsadığı oluyor. Duygudan duygu ya hızlar üstü geçişin dilini. Öyle olmasa ateşin göğsünü süngülemek, doğru mu söylüyorsun, yoksa “heybede urgan gibi mi”, “kalıt”, “ivme”, “gülmelik”, “vicirdeşme”, “öğrence”, “hoşlantı”, “takılganlık” türünden sözcükleri kimden duyup da yanında, teknik iletişimin hızı hiç kalır. Ayrıca, teknik mucize saydığımız her şeyde canlı yapısından aktarmalar var. edebiyata ayrı bir anlatımsal tat katacaktı? Fakir’in dilsel beslenme kaynağının onu nasıl bir yazar yaptığına ilk tanıyı koyan, Yaşar Kemal’di: “Fakir’in başarısı insanları tutuşu, insanları anlattığı dilin, anlatırken onlara uyuşu... Yapmacığı olmayışı, romanın yapısına uygunluğu, güzelliği...” Bu bağlamda, r Adnan BİNYAZAR Acıların şairi Anna Ahmatova, “Tıpkı senin gibi ben de katlanıyorum/ karanlığı bitmeyen ayrılığa/ neden ağlıyorsun?/ ağlayacağına/ elini uzat bana/ söz ver yeniden geleceğine bir düşte/ sen ve ben bir acılar dağıyız” diye başlamıştı sevdiğiyle buluşma umudunu yitirdiği şiirine. Ahmatova ayrı düşüş duygusuna “acılar dağı” diyor, nereden nereye, Fakir Baykurt’un, aramızdan ayrılışının üzerinden on beş yıl sonra yayımlanan öyküleri Sabır Dağı adını taşıyor... Birbirinden çok uzaklarda, ayrı topraklarda, ayrı iklimlerde yaşasalar da ayrı iki insanın aynı şeyleri duyumsadığı oluyor. Duygudan duyguya hızlar üstü geçişin Yazar, okuduklarının birikimiyle algısını derinleştirir. Algısı gelişen yazar, neyi, nerede, nasıl gözlemesi gerektiğini bilir. Yazarın dili derinliğine algılamalarla keskinleşir. Bu birikimsiz yazardan insanın ya da nesnenin gerçeğini kavraması beklenemez. Esinlenme dediğimiz yaratıcı üretim bu aşamalardan sonra gerçekleşir. Yazıda yazınsallaşma, bestede ses biçimlemeleri, ressamda desenboya uyuşumu böylece başlar. Fakir Baykurt, izlenimlerini, gözlemsel algılamalarını nasıl yazınsallaştırıyor? Antalya Belediyesi’nin açtığı bir öykü yarışmasının seçici kurulunda birlikte yer almıştık. Otobüsle Ankara’dan Antalya’ya gidiyorduk. Otobü Sabır Dağı’nı okuyanlar, Fakir Baykurt’un yokluğuyla edebiyatımızın nasıl bir boşluğa yuvarlandığını daha iyi anlayacaklardır. dolu toprağıdır. Oraya ilk kazmayı Bizim Köy’le Mahmut Makal vurmuş, Anadolu’nun katı gerçeklerini yalnız bizim değil, Avrupalıların, Amerikalıların gözleri önüne sermiştir. Ardından romanları, öyküleri, şiirleri, denemeleriyle Türkiye’nin ilk aydınlanmacı kurumu olan köy enstitülerinde yetişen Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Fakir Baykurt, Emin Özdemir, Dursun Akçam; daha niceleri geldi. Köylünün arasından çıkan bu yazarlar, insanımızın düşünme, duyumsama yeteneğinin nasıl köreltildiğini somut verilerle ortaya koymuşlardır. Edebiyatın temel aracı, toplumsal dayanışmayı sağlayan anadilidir. Dil, halkın yaratıcı bilincinin ürünüdür. Yazar kent insanını konuşturmada Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın, köylüyü dillendirmekte ise Fakir Baykurt’un ayrıcalığını vurgulamalıyım. Baykurt’un kasım ayı içinde yayımlanan Sabır Dağı adlı kitabının yazarın diliyle tanıtımı şöyle: “Halk arasında fıkradan uzun, masaldan kısa, bol hisseli kıssalara benzer öyküler var. Bence bunlar halkın ara sıra kullanarak derdini, dünya görüşünü açıkladığı, okumuşa okumamışa, yöneticiye, aydına, aydın geçinen kabaksılara, işi gücü uyumak, bu dünyaya buzağı gelmiş, öküz geçip gidecek dangalaklara uyarı niteliğinde öykülerdir. Ama o kadar; anlatılır ve geçilir. Bunlarda bir halkın yaşam felsefesi, yolu, yönü saklıdır.” Bunlara ek olarak, öykülerin ana düşüncesinin ders verici bir özelliği de var. Örneği önce kitaba adını veren öykü yanında, teknik iletişimin hızı hiç kalır. sün, şoföre kuzu, yolculara ca Ayrıca, teknik mucize saydığımız her navar görevlisi, öfkeli homurtu şeyde canlı yapısından aktarmalar var. larla önden arkaya, arkadan öne Sanatçının ortaya koyduğunun özün gidip geliyordu. Fakir ceketinin de halkın kitlesel emeği vardır. Köküne sol küçük cebinde not alınacak inilirse kitap sayfalarını dolduran felsefe kâğıtlar taşırdı. Kâğıtları eline metinleri, roman denilen kurgusal anla alıp bir şeyler yazmaya koyuldu. tılar halkın diliyle oluşturulan yaratılar Birden yerinden kalktı, arkaya değil midir? doğru yürüdü. Onunla ne ko nuştuysa görevlinin öfkeli ba FAKİR’İN HALK DAMARI kışlarının yerini şen şakrak bir Fakir Baykurt, roman ve öykülerinde, yüz almıştı. halkın kültür ve dil değerlerini önde Antalya’da bizi aşçısı İngi tutan bir yazar. Romanlarını, öyküle liz olan bir otelde ağırladılar. rini, denemelerini, anılarını, şiirlerini, Masamızda yok yoktu. Öyle aralarında yetiştiği insanların gerçeğini bir masayı bıraktık, bir köşede kavrayıp onların dil yaratılarıyla yeni ocak kurmuş köylü kadınların den var etmiştir. Ölümünden on beş yaptıkları katmerleri yedik, çal yıl sonra yayımlanan Sabır Dağı, halkın kaladıkları ayranları içtik. Fakir belleğinde yer eden Nasrettin Hoca bir anda, sözüyle sohbetiyle on gülmecelerinden, ibret alınacak kısa öy lardan biri oldu. Kadınlar sanki külerden, düşünsel vuruculuğuyla öne onun anasıydı, bacısıydı. çıkan yaşamsal deneyimlerden oluşu Köylülerin düşünmedikleri, yor. Dışarıdan hiçbir şey yok, Fakir’in bir yaşam felsefeleri olmadı dilinin ucunda öğrenceye dönüşen ne ğı, kaba dilli oldukları. Oysa varsa, köylünün akıl aydınlığının, anlatı inceliğinin ürünü. tam tersine, düşünce, felsefe, ince dilin oluştuğu yerler Ana Edebiyatın temel aracı, toplumsal dayanışmayı sağlayan anadilidir. Dil, halkın yaratıcı bilincinin ürünüdür. Yazar o kaynaktan beslenir. Baykurt, o kaynağın derinliklerine inerek aldı kalemi eline. SAYFA 14 n 25 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1297
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear