03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Y eryüzü Kitaplığı CELÂL ÜSTER celaluster@cumhuriyet.com.tr Amazon’daki Palikur kabilesiyle ilgili bir haberin akla düşürdükleri Hepimizin bir ‘masalcı’sı olmalı Geçenlerde BBC’de bir haber vardı. Brezilya’nın en kuzeyindeki Oiapoque’de, ırmağın birkaç kilometre aşağılarında yaşayan Palikur kabilesinden söz ediliyordu. Bu Amazon kabilesinin nüfusu 2000’i geçmiyordu. Asıl önemlisi ise, bu kabilenin Wet adı verilen yaşlısıydı. 85 yaşındaki Wet, bir sanatçıydı. Ama kabilesinin yıldızlar ve burçlarla ilgili inançlarından esinlenen yontular yaptığı için olsa gerek, kimileri onun bir “etnokozmolog” olduğunu söylüyordu. O ise, halkının dilinin ve kültürünün yirmi yıla kadar yok olup gideceğinden korkuyordu. Haberi okuyunca, Mario Vargas Llosa’nın yıllar önce çevirdiğim “Masalcı” adlı romanı geldi aklıma. Daha çok şiddeti, rüşvet ve yozlaşmayı, otoriter yönetimlere karşı mücadeleyi konu alan romanlarıyla tanıdığımız Vargas Llosa, 1950’lerin Peru’sunda, Amazon ormanlarında yaşayan bir kabileyi, soyu tükenmekte olan Machiguenga’ları konu alıyordu. Daha doğrusu, bir üniversite öğrencisi olan Saul Zuratas’ın, hocalarının kendisine önerdiği parlak akademik hayatı ve “uygarlığı” terk ederek, bu kabileye katılışını… Orta yaşlı bir yazarın gözünden anlatılan romanda, Saul, Machiguenga’ların “masalcı”sı oluyordu… Kabilenin kültür tarihini ve inançlarını, öykülerini belleğinde koruyan ve unutmamaları için onlara anlatan “masalcı”… Ben de, Fatma Oran’ın Llosa’nın “Masalcı”sı için çok zaman önce Cumhuriyet Kitap’ta yazmış olduğu yazıyı anımsatayım dedim: “… Kendini Floransa’ya; Dante’nin, Leonardo’nun, Botticelli’nin dünyasına atarak birkaç ay tam bir yalnızlık içinde Dante ve Machiavelli okumayı, Rönesans resimlerini incelemeyi tasarlayan Perulu bir aydın, bir sanat galerisinde Amazon Ormanı Yerlileri konulu bir sergide rastladığı bir fotoğraftan yola çıkarak eski arkadaşı Saul’un izini sürüyor. ‘Masalcı’da Llosa, bugüne kadarkilerden daha çarpıcı, daha olağandışı bir ‘karakter’ yaratıyor. Saul Zuratas, bu ‘karakter’in adı: Yüzünün sağ yanını Vargas Llosa, “Masalcı”da 1950’lerin Perusu’nda, Amazon ormanlarında yaşayan bir kabileyi, soyu tükenmekte olan Machiguenga’ları konu alıyordu. tümüyle kaplayan koyu bir doğum lekesi, dimdik duran kızıl saçları, eğri büğrü bir yumruyu andıran burnuyla dünyanın en çirkin delikanlısı olmasına karşın açıksözlü, yalın, özverili, iyiniyetli bir insan. Perulu bir Yahudi. MASKE SURAT Ona ‘Mascarita’ da diyorlar; yani Maske Surat. Hukuk ve etnoloji okumuş. Amazon’un ormanlarla örtülü dağlarına ve ovalarına, cangılda yaşayan insanlara ve ellenmemiş doğaya büyülenmişçesine tutkun biri... Saul hiçbir zaman bir etnolog olmayacağını bile bile sırf babasının gönlünü hoş etmek için tez yazmayı ve etnoloji diploması almayı kabul etmişti. 56 yılında Machiguenga’lar arasında yaptığı çalışma, bitirme tezini oluşturdu. Ama Saul Zuratas bilimsel incelemeler ve alan araştırmalarından kuşku duyuyordu: Etnolojinin beşeri bilimleri yok etmek için gringo’ların uydurduğu sahte bir bilim olduğunu kavramıştı. Saul Zuratas’ın Amazon Yerlileri’ne duyduğu ilgi mesleki, teknik bir ilgi değil, çok daha kişisel bir şeydi; etnoloji bölümünde okuyan bir öğrencinin meslek seçiminde gizliden gizliye var olan düşünsel merak ya da serüven coşkusundan çok, düpedüz bir aşktı.... Bir akrabasının çağrısı üzerine gittiği Quillabamba’ya yaptığı bir yolculuk sırasında başlamıştı Amazon Yerlileri’ne ve Machiguenga Kabilesi’ne duyduğu derin ilgi, insanoğluyla yeryüzü arasında bir denge düşüncesi; çevrenin sanayi kültürü ve günümüz teknolojisi tarafından yıkıma uğratıldığının ayırdına varan; uygar insanların cangılda yol açtıkları yıkımı gözleriyle gören ve Machiguenga’ların doğayla nasıl bir uyum içinde yaşadıklarına tanık olan Saul Zuratas, bütün bunlara yoğun bir tepki duyuyordu. Saul, Amazon ormanıyla daha ilk karşılaşmasında, kendisini ‘farklı’ bir insana dönüştüren ruhsal bir tuzağa düşmüştü; yerli kültürlerinin çöküntüye uğraması ve o kültürlerin barındığı ormanların can çekişmesi onu müthiş ilgilendiriyordu. Bunun siyasal nedenlerden dolayı olmadığı açıktı. Saul Zuratas’ı değiştiren ve saplantılı bir insana dönüştüren, ormandaki insanların, ağaçların, hayvanların ve ırmakların pususuna düştükleri vicdansızlık, sorumsuzluk ve acımasızlıktı. Bizim arabalarımız, silahlarımız, uçaklarımız ve CocaColalarımız var, onların yok diye ‘onları’ ortadan kaldırma hakkına mı sahiptik yani? Peki, Saul neden bu kabilelerin yaşama biçimlerinin olduğu gibi kalmasını o kadar çok istiyordu, bu yanılsamaya bu kadar sımsıkı sarılıyordu? Kimdi bu Machiguenga’lar? Machiguenga’larla ilgili hiçbir ciddi etnografik inceleme yoktu. Kökenleri tam bir sırdı; kimlikleri bulanıktı. Her zaman çok zor bir hayat yaşamışlar, tarihlerinin hemen hiçbir döneminde gün görmemişlerdi. Var olan her şeyin yaratıcısı Tanrı Tasurinchi’nin soluğundan dünyaya gelmişlerdi; belirli bir özel adları yoktu. Cennet kavramları alçakgönüllüydü: lrmaklarında balık, ormanlarında av olan bir yer. Hayatına kendi eliyle son verenlere çok sık rastlanıyordu. Yavaş yavaş ölmekte olan bir uygarlığın son kalıntılarıydılar. Machiguenga’larda simgecilik çok gelişkindi. Ve en önemlisi de, onların Masalcı’ları; hablador’ları vardı. Masalcı’lar, topluluğun belleğiydi. Masalcı’ların gezginci, belki de destansı kişilikleri, oradan oraya dolaşarak Machiguenga’ları bir topluma, birbirlerine bağlı varlıklardan oluşan bir halka dönüştüren bir hayat iksiriydi. Masalcı’lar öykü anlatmanın salt eğlendirmekten farklı bir şey olabileceğinin elle tutulur kanıtlarıydı. İlksel bir şey; bir halkın ayakta kalışının dayanabileceği bir şeydi Masalcı’lar... Amazon Yerlileri’ni iyi birer Batılı, iyi birer çağdaş insan, iyi birer kapitalist, iyi birer Hıristiyan yapmak; kültürlerini, tanrılarını, kurumlarını yeryüzünden silip atmak ve düşlerini bile yozlaştırmak isteyen dilbilimci, dinbilimci ve budunbilimcilerin karşısında yer alan Saul neden ‘masalcı’ olmuştu? Peru’nun son Yerli hakları savunucusunun bir Yahudi olması da hiçbirimizi şaşırtmamalıydı. Azınlık kültürlerinin haklarını herkesten çok, bir Yahudinin savunmasından daha doğal ne olabilirdi? Yahudilerin üç bin yıldır yaşadıkları sorunlar değil miydi bunlar? (…) PALİKUR’LAR YOK OLUYOR... İlkel bir halkı modernleştirmeye çalışmanın ne kadar büyük bir vahşete yol açtığına tanık olurken Saul’un nasıl ‘masalcı’ olduğunu da öğreneceksiniz; doğal olarak da, romanın sizi en çok etkileyen yeri burası olacak...” Evet… Machiguenga’ların bugünlerde ne durumda olduğunu bilmiyorum; ama BBC’nin haberine bakılırsa, Brezilya Amazonu’ndaki Palikur’ların soyu tükenmek üzere… Kabilenin yaşlısı ise, yıldızlar ve burçlarla ilgili inançlarından esinlenen yontular yapıyor; halkının dili ve kültürünün yirmi yıla kadar yok olup gideceği kaygısıyla… Belki de, pek yakında, Palikur kabilesinden geriye yalnızca o yontular kalacak… Günümüz “uygarlığı”, geçmişten gelen uygarlıkları bir bir yok ediyor, birbiri ardı sıra yeryüzünden siliyor… Tıpkı doğayı, doğal yaşamı hızla yok ettiği gibi… Tıpkı daha çok kâr hırsıyla, çevreyi, giderek iklimi altüst ettiği gibi… Palikur’ların yıldızlar ve takımyıldızlara ilişkin inaçlarından esinlenerek ahşap yontular yapan yaşlı adam, Brezilya’nın kuzeyinde yaşam savaşı veren bu kabilenin “masalcı”sı olsa gerek… n SAYFA 6 n 18 ARALIK 2014 CUMHURİYET KİTAP SAYI 1296
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear