03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Doris Lessing’in otobiyografisi “Anılar” Türkçede Eski tüfek komünistin bellek ayarları! 17 Kasım 2013’te yaşama veda eden Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Doris Lessing’in otobiyografisinin birinci cildi “Tenimin Altında (19191949)” ve ikinci cildi “Gölgede Yürümek (19491962)” bir arada “Anılar” başlığı altında okurla buluştu. Tarihin kendisinin de kapıldığını düşündüğü çılgınlık anlarında özellikle savaşlar ve komünist geçmişi için bu nitelemeyi kullanıyor yaşadığı anlarının karşısına geçtiği bir özeleştiri kitabı. Geçmişteki hallerine giderek daha mesafeli ve başkalarının gözünden bakmaya çalışıyor. Bellek oyunlarının bereketini gördüğü bir yolculuk kitabı. Metnine de yansıyor bu. r Gamze AKDEMİR Ç ocukluk disiplinlerinin yetişkinlik hallerini nasıl belirlediği malum. Lessing’in de otobiyografisinde yola çıktığı, ortaya koyduğu ilk bağlam bu. 1919’da dünyaya geldiği İran’da beş yıl boyunca Kraliyet Bankası’nda, önce Kirmanşah’ta şube müdürlüğü yapan babası Alfred Cook Tayler’ı, Birinci Dünya Savaşı’nda bir ayağını kaybetmiş, kariyerinde de sakata çıkmış bir adam, sığınağı ve müttefiki; annesi Emily Maude Tayler’ı ise soğuk, baskıcı, disiplinli, müzmin eleştirel bir figür olarak yazıyor. Kendisini bildi bileli sancılı ilişkisi sevginefret düzleminde gelgitli annesinden endişeli bir kaçış içinde ve ona isyan hali teyakkuz boyutunda. Bu duygusu okumayı hayli süre Freudyen bir halle adeta sergüzeşt kılıyor. Öyle ki otobiyografisinin aslan payı önce annesine ve komünizme, sonra da yapıtları ve aşklarına ait demek yanlış olmaz. İlginçtir çocuklarını ise hemen hiç yazmamış. ANNESİ GÜNAH KEÇİSİ! Tüm hayatını her türlü otoriteye karşı olan insanlarla geçiren Lessing, ne kadar kızsa da benliğindeki otoriteye direnme duygusunu annesinden esinlediğini yadsıyamıyor. Annesiyle babasının isyanı ve kederini ruhu kâğıt gibi emen bir çocuğun duyusal sübjektif deneyimini yansıtırken bunlar itici gücü oluyor. Annesini sıkça anımsıyor ve davranışlarının kökeninde onun izini sürüyor hatta günah keçisi kılıyor. Gerek muhalif tavrının, gerek erkeklerle ilişkilerinin, gerek terk ettiği ilk eşi ve iki çocuğuna reva gördüklerinin ardından ne zaman günah çıkarmak istese sözü bir şekilde annesine getiriyor. İran’ı yozlaşmış bulsa da İngiltere’yi de ölünceye kadar halkına verdiği sözleri tutmayan, insani iyiliğe inanmayan bir ülke olarak gören babasının hatıralarını D. H. Lawrence’in Sons and Lovers veya The White Peacock kitaplarına benzetirken annesini ise Ann Veronica veya Bernard Shaw’un kadınlarıyla özdeşleştiriyor. “HEPİMİZİ SAVAŞ YARATTI, BÜKTÜ VE ÇARPITTI!” İran’dan sonra Tayler ailesi için Rodezya dönemi başlar. Bin dönümlük bir çiftlik arazisinde daima borç içinde yaşadıkları bu dönem, Lessing’in hayal dünyasını olağanüstü geliştiren bir deneyim olur. Doğanın kucağında sayısız kitap okur. Öte yandan çiftlik işlerinde, rutininde ustalaşır, ki sonraları The Grass is Singing (1950), African Stories (1964) bu deneyimlerinin en yetkin yansıması olarak ifadesini bulacaktır. Otobiyografisinde Birinci Dünya Savaşı’yla büyütülmüş ve İkinci Dünya Savaşı’yla şekillendirilen nesilden biri olarak dünyanın her yerini saran savaşlardan insanlığın hiç ama hiç ders almadığını sık sık dile getiriyor yazar. Birinci Dünya Savaşı’nın bitmeyen hasarının Avrupa’ya faturasını süregelen ikinci sınıflık, karışıklık ve acizlik olarak çıkarıyor. Yitmeyen karanlık, korku ve kederin tam doz yetişkin acılarını özellikle savaşın sakat bıraktığı babasının durumuyla özdeşleştiriyor: “Hepimizi savaş yarattı, savaş büktü ve çarpıttı ama bunu unutmuş gibi görünüyoruz.” “BİRÇOK ROMAN İYİ BİR BİYOGRAFİYİ GEÇEMEZ” Otobiyografi yazmasının temel amacı kendi hayatına sahip çıkmaya ama bunu gerçekten, gerçeklikten kopmadan yapmaya çalışmak. Otobiyografi tanımı da şöyle: “Bu zor bir iş, sanki yarı karanlıkta düz ve çoğu zaman yorucu bir yolda yürüyorsunuz ama her an bir projektörün yakılabileceğini biliyorsunuz. Gerçekten güzel yazılmış bir biyografiden daha iyi ne olabilir? Birçok roman, iyi bir biyografiyi geçemez.” Rüyalar aracılığıyla yazılı bir tür kişisel tarih, bir otobiyografi girişimi olarak nitelediği Memoirs of a Survivor (Hayatta Kalan Birinin Anıları) özellikle bu açıdan önemli mesela. Hem annesinden dünyasına sızanları hem de dönemin bol ölümlü yapboz siyasi evreninin kendisindeki izdüşümlerini aktarır zira. Lessing’in duvarının arkasında, iki farklı türde bellek oynatılır, seri halinde rüyalar gibi. Bir tarafta birçok insan tarafından paylaşılan toplumsal hayaller, diğer tarafta ise kişisel anılar, kişisel hayaller söz konusudur. Biraz da bu nedenle yaşamının erken döneminde savaşı zihninde öteler. Zihninde kısmen edebiyattan, kısmen fiilen yaşadığı hayattaki gözlemlerinden oluşan ütopyalarda yaşar. Yarattığı harika ve sevecen toplumlara siyah insanları, özellikle de siyah çocukları ekler. Kimsenin savaşa gitmediği, iyi kalpli, sevecen, mutlu, siyah, esmer, beyaz insanları hep birlikte düşler. Parlak geleceklerle ilgili hayaller kurar. Yıllar sonra yırtıp atacağı kısa hikâyeler yazar. RUSLAR DAĞARINA GÖKGÜRÜLTÜSÜ GİBİ DÜŞER “Roman, öykü, hatta bir dize şiir hasılı edebiyat her ama her daim imparator Hayatının en ciddi ilişkisi olarak gördüğü Jack’le birlikte Güney Almanya yolculuğunu The Eye of God in Paradise’ta anlatır Lessing. Morali bozuk, kızgın Almanlar yazdıklarına tepki gösterir. SAYFA 14 n 18 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1296
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear