03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

Ayşe Sarısayın’dan “Ansızın Günbatımı” Terk... “Ansızın Günbatımı” ancak incelikli bir okuma ile kapısını aralayacak bir kitap. Plan programla ölçülüp biçilerek değil, daha dipten, alacakaranlık derinliklerden, çarpıcı bir gerçeklikle yazılmış. Son sayfaya kadar ruh malzemesini damıtarak iç sesleri yazıya dökerek, şiirden bir an olsun ayrılmadan yol alıyor. “Ömür” denilen çizgiden “an”ları kopararak sonra bütüne dönüp anların kalıcı etkilerine kuşbakışı bakarak kaleme alınmış. r Birsen FERAHLI Sımsıkı bir metin. Kitabın konusunu, olay örgüsünü anlatmak istemiyorum çünkü Ansızın Günbatımı ancak incelikli bir okuma ile kapısını aralayacak bir kitap. Plan programla, ölçülüp biçilerek değil, daha dipten, alacakaranlık derinliklerden, çarpıcı bir gerçeklikle yazılmış. Son sayfaya kadar ruh malzemesini damıtarak iç sesleri yazıya dökerek, şiirden bir an olsun ayrılmadan yol alıyor. “Ömür” denilen çizgiden “an”ları kopararak sonra bütüne dönüp anların kalıcı etkilerine kuşbakışı bakarak kaleme alınmış. Ansızın Günbatımı, “haydi artık yeni bir kitap yazayım” denilerek yazı masasına kahve çay keyfiyle oturulup yazılmış bir roman değil, daha çok gece yarısı bir kâbustan uyanıp zihne hücum eden sözcüklerin kâğıda taşması söz konusu. O kâbus, bütün bir yaşam boyu “uyumlu kişi olmak” için “aman bir tatsızlık çıkmasın” kaygısıyla yutulan, sonraları unutuldu sanılan, akla gelmesine bile izin vermediğimiz sözcüklerin kalkışması. “PUSUDAKİ TEPELERDEN BİR KURŞUN” Ayşe Sarısayın tutsak sözcükleri hak ettiği keskinlikte kullanıyor. Küçük bir kızın, orta yaşlı bir kadının, bir devrimci kızın, bir prensesin ve bazı erkeklerin ağzından, sonuçları kalıcı hasar yapan basit sözcükler… Okudum ve uzaklara dalıp gittim ya da daha doğrusu önüme serilen hayata dalıp gittim. Kendi hayatım… Hepimizin hayatı… Vazgeçişler, uyum çabaları, unutma hamleleri ve en küçük ayrıntının bile unutulmadığını bilmenin dayanılmaz sancıları... “Bugün geriye kalan hayatınızın ilk günü.” tertemiz bir başlangıca davet eden yeni zaman cümlelerinden biri… Mümkün mü? Bu davet, belleği hiçe saymaktır. Gerçekleşmesi mümkün değil. Enerjinin sakınımı yasasına bile aykırı. İnsan zihni aç/kapa gibi basit bir düzenek değil. Açıyorsan asla tamamen kapatamazsın... Ancak dibe itersin, derinlere, üstünü örtersin; ne kadar örtersen ört dürtü bir yolunu bulur; kimi gün düş, kimi gün seçimlerimiz, kimi gün yanlışlıkla söylenen bir sözcük, kimi gün nedensiz sandığımız huzursuzluklarda ya da tutkularda kendini gösterir. Ansızın Günbatımı’nın ana kişisi Ressam (öğretmen, eş, evlat, anne, kadın) Şahika Ener’in resimlerini beyaz yağlıboyalarla örttüğü teknik “Pentimento”, ne yazık ki geçmişi temize çekemiyor. Korkular, kaygılar, başarılması hedeflenip tam başarılamayanlar, aşk, sadakat, ihanet ve ölüm kuşaklar boyunca birbirine eklenerek içinden asla çıkamayacağımız bir labirent gibi kuşatıyor ruhumuzu. Her şey yolunda gidiyor sanılırken ansızın birkaç sözcük, ansızın “pusudaki tepelerden bir kurşun”, Ansızın Günbatımı… Hayat değişiyor. Ayşe Sarısayın’ın bu kitabında beni etkileyen unsurlar: “An” ile “uzun zaman dilimleri”nin hem bir arada hem de ayrıştırılarak verilmesi. Metnin zamanını zorlanmadan yakınlaştırıp uzaklaştırması. Cümlelerin akıp gitmesi ya da yazarın dilediği anda tek bir sözcükle, bir noktalama işaretiyle okumanın dizginini elinde tutması. Şiir yoldaşlığı: Yazarın şiire hem bir edebi yöntem hem de zorlu anlatıları kaleme alırken kişisel bir ihtiyaç olarak yer verdiğini düşünüyorum. Daha önceki kitaplarında da şiir yoldaşlığı hep vardı ve sanırım bundan sonra da hep var olacak. İnsanın babası şairse, şiir çocukluk yaşantısıysa, baba erkenden gitmiş ve geride onu tanımak için yalnızca müthiş şiirler bırakmışsa… Ayşe Sarısayın’ın metinlerinde şiirin vazgeçilmezliğine şaşmamak gerek. Cesaret: Zor konuların kapağının cesaretle açılması ki bu, zorların en zoru “anne” meselesi. Analık tanrıça mertebesi ile yola çıkmış, sonra yirminci yüzyılın başında üstat Freud sayesinde bütün ruhsal sorunların merkezine müebbet hükümlü sandalyesine oturtulmuş. Ayşe Sarısayın da romanın merkezine güzel ve mağrur, güçlü ve yalnız, kontrolcü ve zihni ka Ayşe Sarısayın rışık bir anneyi, Şahika Ener’i koyarak, “Pandora’nın Kutusu”nu aralamış. Kurguda, uzun zamandır yazmayı bırakmış orta yaşlarda bir kadın yazarın kaynağı belirsiz bölük pörçük öykü parçacıklarından yola çıkarak anne merkezli bir anlatı kurması geniş yazma ufku sağlıyor. Kadın odakta olunca yazma derinliği artıyor; çocuk, anne, erkek, açlık, hayat, doğum, ölüm gibi temel yaşantılara daha rahat ulaşılabiliyor. Kentli, eğitimli, çalışan kadın: İşte size Ayşe Sarısayın’ın kitabından mükemmellik peşinde oradan oraya koşuşturan, yine de hiç kimseye yaranamayan bir karakter daha: Her şeyin yarımı kentli, eğitimli, çalışan kadın! Kadınlık yarım, erkeklik yarım, analık yarım, iş insanlığı yarım, özgürlük yarım, güç yarım, eşlik avratlık yarım… Bu kitap her şeyi dar zamana sığdırmaya çalışan; kimselere yaranamadan ömür geçiren; kaydını ne türkülerin, ne şarkıların, ne edebiyatın tuttuğu; yirminci yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkan, hatalı ama oldukça dayanıklı bir türün dramını yazıyor. Faili belli kayıplar: Ayşe Sarısayın’ın üç kız kardeşli kurgusunda en küçüğü “Sarı Papatya”, diğeri adı üstünde “Ortanca”, en büyüğü “Prenses.” Kitap düşkünü Sarı Papatya, kanlı bir Mayıs’a gidenleri pencereden izliyor. ODTÜ öğrencisi Ortanca’nın da saatler sonra kana bulanacak kalabalıkta olduğunun öğrenince korkudan donakalıyor. Çünkü daha ortaokuldayken Füruzan’ın kült romanı Kırk Yedililer’de “hak, eşitlik, özgürlük” diyenlerin başına neler geldiğini okumuş. Bir başka evin ortancası olan Emine’nin başına gelenler, karanlık zindanlarda çığlıklar… 78 kuşağının önündeki büyük miras, darbe işkence, ölüm… “SÖZ” BİR YOLUNU BULUP YAŞIYOR “Ölüm hak, miras helal” denir Anadolu’da, evet o miras egemenlerin yöntemleriyle türlü biçimlerde paylaştırıldı. Her birimiz payımıza düşeni aldık. Yetmedi, çocuklarımız da biber gazı, TOMA, beton olarak haklarına düşen hisseleri aldılar. Ama onların bizden bir farkı var, düşüncelerini mizahla ortaya koymak ve otoriteyi ciddiye almamak. Biz yapamazdık. Çünkü 68’lileri Füruzan’ın romanındaki unutulmaz karakter Nüveyre Öğretmen, 78’lileri Ayşe Sarısayın’ın mağrur ve güçlü karakteri resim öğretmeni Şahika Ener yetiştirdi. Kod aynıydı: “El âlem ne der?” Sıkıyönetim bildirileri televizyonda okunurken çok şaşırmadık çünkü evin içinde ana baba otoritesi tarafından her gün okunan kurallar silsilesi bizlerin olağan ortamıydı. Yapılması ve yapılmaması gerekenler, başarılacak işler ve sakıncalı işler… Her şey askeri nizam içinde, ciddiyetle yürütülürdü. Nerede? Evde. Kentlerde ve kasabalarda dönemin ruhu böyleydi. Bu nedenle Şahika Ener ve kızları hiçbirimize yabancı değil. Çok sonraları, binlerce genç ölüden sonra duvarın yıkılmasına, dünyanın küresel bir köy olmasına karar verilecek. “Siz”den , “sen”e geçilecek, bütün bildiklerimiz, öğrendiklerimiz tepetaklak olacak. Elveda Lenin filmindeki komadan çıkan kadın misali kafalar iyice karışacak. Tıp ilerleyecek, ömürler uzayacak, uzayan ömürlerde proteinler kendini şaşırıp olmadık yerlere gidip yapışacaklar, kimi demans diyecek, kimi Alzheimer. İşkenceden kurtulan Emine’ler ve kurallara uyan ve uymayan eski küçük kızlar, eski küçük oğlanlar canlı ama ölü, ölü ama canlı anaların, babaların arasında sonuçsuz bir koşu tutturacaklar. Bir bakışıyla hizalayan gözler tanımadan baktıkça yüzlerine, onlar da aynada kendilerini tanıyamayacaklar. Yas bile tutamayacaklar. Bastonunu tak tak vurarak “Ahir zaman!” diyecek zaman ötesinden bir anneanne. Ölümle yaşam karışmış, aynı mekânda, her yer ölüm ve her yer genç diri bedenler. Dolu dizgin yaşadığımızı sanırken, dibe ittiğimiz, gün yüzüne çıkarmadığımız, el âlemin çok şey söyleyeceği ve bu nedenle ölüme terk ettiğimiz ruh parçalarımız, o hiç doğamayan çocuk, gecenin bir yarısı zihne hücum eden sözcüklerde can bulacak; sesi duyulamasa da sözcükleri Ansızın Günbatımı’nda kendini duyuracak. Bir biyoloji dergisinde okuduğuma göre, canlılar yavruladığı an, ölmeye başlarmış. Canlılar ölse de “söz” bir yolunu bulup yaşıyor. n Ansızın Günbatımı/ Ayşe Sarısayın/ Can Yayınları/ 248 s. SAYFA 4 n 18 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1296
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear