Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
başlıca işlevi, etkilemektir. Ama bu etki, her sanatın kendi söylem biçiminin sonucudur. Eğer burada şiiri konuşuyorsak, önce dil üzerinde konuşmamız gerekir. Şiirin malzemesi dildir. Dili oluşturan sözcükler, şairden önce ve onun dışında zaten vardır. Anlamların taşıyıcısı olan sözcüklerin kendilerini değil de, onların içindeki anlamı kullanarak şiir yazmaya çalışırsak, gerçekten şiirin dışına düşeriz. Burada sözcük fetişizmi yaptığım, şiiri içerik boyutundan soyutlayarak sözcük düzeyine indirgediğim anlaşılmamalı. Ben yalnızca şiirin dilsel özelliğini vurgulamaya çalışıyorum. Yukarıda şiirin “söz” olmadığını öne sürerken bir bakıma bunu anlatmak istiyordum. Adnan Azar’ın altı kitaplık şiir serüvenine yakından bakmaya çalışarak, ”Beyaz Ayarı” adlı kitapta yer alan otuz yedi bölümlük “Işık Oyunları” adlı şiirin on iki numaralı olan bölümünü bu bağlamda okuyalım: “Dedi, bin Pazar trenlerine hem kır pencerelerde dedi, rüyadan say her şeyi. dedi, basma toprağa havaya dokun dedi, çocukluğuna. sonyaz ışığı altında yürümek, dedi yollar içinde hayal içinde.” Toplam farklı yirmi iki sözcükten oluşan bu şiir, tam bir dil de neyimidir (burada Me lih Cevdet’in,”her şiir bir dil deneyimidir” sözünü hatırlayalım) diyebiliriz. Dilin okur tarafından yeniden üretilerek kendinde anlamsal karşılıklar bulması, alımlama sürecinin temelini oluşturur. Söz dizimin deki kırılmalar, satırlar arasında bırakılan boşluklar dilin şiirsel nitelik kazanması için başvurulmuş deneyim lerdir. Şairin şiir ile ilişkisi, Adnan Azar, bütün şiirsel girişimlerinde, sesin de şiirsel anlama katkısını göz ardı etmiyor. Şiirin her ne kadar bir nitelik olduğunu bilse sözlü kültür insanı gibidir. Okurun şiir ile de, şiir dilinin kendine özgü iç müziğini ses olanaklarıyla yaratmak gerektiğini de biliyor. ilişkisi ise yazılı kültür insanı gibidir. bir yerde”, düz bir yüzeyde bulunduk Walter J. Ong, sözlü kültürün psiko ları için ölü sanıldıklarını ve kolay kolay dinamiğinden söz ederken sözlü kül büyü çağrıştırmadıklarını vurgular. Bu türlerde insanların, büyük bir olasılıkla yüzden de bir şiirin okurda karşılık bul evrensel olarak, sözcüklerin büyülü bir ması, çarpıcı, derin, farklı ifade biçim güç içerdiğine en azından bilinçdışında leri ile mümkündür. Öyle ki, okur bir inanmalarının, sözcükleri zorunlu ola şiiri okuduğunda, oradaki sözcüklerle rak söylenen, seslendirilen ve dolayısıyla ilk kez karşılaşıyormuş kanısına kapıl bir güç tarafından harekete geçirilen malıdır. Adnan Azar’ın birçok şiirinde şeyler olarak algılamalarıyla ilintili oldu olduğu gibi: ğunu belirtir. Buna karşın matbaa kül “bir yıldız ağdım geceden//kalbimi türüne bağımlı insanların, sözcüklerin kendime bağışladım//susmaz yoksa her şeyden önce sözlü olduklarını, birer bu ses//bu şehir susmaz//bir yıldız olay olduklarını ve dolayısıyla “güçlü” ağdım:inceden//bir ses://git sen de gizli olduklarını unuttuklarını; sözcüklerin, yüzünle//işte parmaklarımla yonttu onlar için nesnemsi bir nitelikte, “orda ğum o yazdan//çok sonra çok uzakta// saçlarına eğildim//dağıldım durdum// rüzgarların önünde//gizil yüzümle// ince yüzümle (Rüzgar İstasyonu)” ŞİİRSEL İMGE Şiirin düşünce boyutunu üç açıdan ele almak gerekir: Birincisi; şiirin kendisinin bir düşünme (duyma) biçimi olduğunu öne süren bir yaklaşım olarak düşünce; ikincisi; dilin, bir söylem biçimi olarak şiir niteliği kazanması için gerekli olan dinamik olarak düşünce, üçüncüsü; bir şiirsel metnin içeriğinde yer alan kaygı, “mesaj” olarak düşünce. Birinci yaklaşım, şiiri, varlık karşısında bir sorgulama biçimi olarak kavrayan ve şiire en geniş açıdan yaklaşan bakış açısıdır. Bu bakış açısına göre şiir, duyular alanımızın dışında kalan gerçekliğin, duyular alanına çekilmesi için oluşturulmuş bir söylem biçimidir. Felsefenin, duyular alanımızın içindeki gerçekliği sorgulamaya yönelik kavramsal diline karşılık; şiir, duyular alanımızın dışındaki gerçekliği sorgulama etkinliğini, “imge” dediğimiz, anlamların görsel tasarımlarıyla yapar. Elbette bu görsel tasarımlar dilsel tasarımlar olarak “şiirsel imge” niteliği kazanır. Şiirsel dilin büyük ölçüde “imge” olması, Adnan Azar poetikasının da büyük ölçüde tamamlayıcısıdır: “gelse tersyüz etse toprağımı//gelse ince olsa yine bol kazaklar giyinse//ışığı anlatsa bana bahçenin ışığını hep değişen//gölgeyi de söylese çim artık biçilmeli dese (Tersyüz)” n Avare Çalı ve Uzaktan/ Adnan Azar/ Yapı Kredi Yayınları/ 324 s. C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1296 18 ARALIK 2014 n SAYFA 17

