Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
“Avare Çalı ve Uzaktan” Adnan Azar’ın şiirlerini okurken... 1970’lerin ikinci yarısında ilk yapıtlarını vermeye başlayan 1980 kuşağının özgün şairlerinden biri A. Adnan Azar. Günlük hayatı ülkemizin en karmaşık döneminin politikasıyla harmanlayan bir yaşantının dışavurumuydu şiirleri. Hiç tökezlemeyen, fire vermeyen bir şiir diliyle yazdı: Yalın ve derinlikli. Ölümünden çok kısa bir süre önce tamamladığı “Avare Çalı ve Uzaktan”, Azar’ın ana çizgisinden ayrılmadan yeni bir şiire geçtiğinin izlerini taşıyordu, son kitabı olarak kalacak… r Salih BOLAT Y akın zamanlarda yaşamını yitiren Adnan Azar’ın toplu şiirleri “Avare Çalı ve Uzaktan”, ne yazık ki yaşamını yitirdikten kısa süre sonra yayımlandı. Yayımcı kitabı şu şekilde tanıtmış: “1970’li yılların ikinci yarısında ilk yapıtlarını vermeye başlayan 1980 kuşağının özgün şairlerinden biridir A. Adnan Azar. Günlük hayatı ülkemizin en karmaşık döneminin politikasıyla harmanlayan bir yaşantının dışavurumudur şiirleri. Hiç tökezlemeyen, fire vermeyen bir şiir diliyle yazmıştır: Yalın ve derinlikli. Ölümünden (10 Ocak 2014) çok kısa bir süre önce tamamladığı Avare Çalı, A. Adnan Azar’ın ana çizgisinden ayrılmadan yeni bir şiire geçtiğinin izlerini taşıyordu… Son kitabı olarak kalacak…” Adnan Azar, kuşağımın şairlerinden. Dahası, arkadaşım. “Unutmak Suları” adlı ilk kitabını imzalarken, şu notu düşmüş: “Salih’e, unutmak yoktur” Elbette yoktur, kardeşim. Hiç unutur muyum? Unutur muyuz?, Sen bu dünyadan bizi bırakıp ayrıldıktan sonra, şiirlerini yeniden okuyorum ve şaşırıyorum: Şimdi nasıl oluyorsa sözcüklerin daha sahici, daha inandırıcı geliyor. Bunun olması için şairin ölümle bir bedel mi ödemesi gerekiyor? Ya da ancak bir şair öldüğünde mi şiiriyle kendisinin arasından çekilmiş oluyor ve biz ancak o zaman şiirine ulaşabiliyoruz? Seferis, “Şairin ölümü bir doğumun başlangıcıdır” derken belki de bunu söylemek istiyordu. “GÖKYÜZÜ BİTEBİLİR “Bir gün birdenbire duvarlar ses vermeyebilir gökyüzü bitebilir bir gün pencerenle birlikte. Zaman gelir şarkılar eskir yağmur diner rüzgar esmez olur yalnız adın kalır senden yalnız adın kalır geriye.” Daha ilk kitabındaki şiirlerde yolun sonuna dair kestirimlerde ve bilgece uyarılarda bulunmak, nasıl bir duyarlılığın ürünüdür? Bunu anlamak için, şairin somut gerçekliğine bakmak gerekir. “Gökyüzü Bitebilir”adlı şiirin yer aldığı, “Unutmak Suları” adlı kitabın ilk baskısının 1981 yılında yapıldığını düşünürsek, demek 1980 faşist askeri darbesinin karanlığında yazılmış şiirlerdir. Duygusal evrenine egemen olan atmosferin karamsarlık, umutsuzluk ve düşkırıklığı üçgeninde gelişmesi, bunun sonucudur: “nerde büyük ağartı// nerde yel” Ama Adnan Azar’ın genel poetik bağlamını oluşturan gerçeklikle ilişkisinin tamamen böyle bir üçgenden oluştuğunu öne sürmek haksızlık olur. Çünkü aynı dizelerin yer aldığı şiir, şu dizelerle sonlanacaktır: “Bir söz söyle içinden // durma! Bir gül daha düşür// karanlığa.” İlhan Berk, şiirin söz olmadığını, dil olduğunu öne sürmüştü. Bu yaklaşım kısmen doğrudur ama eksiktir. Çünkü şair onu belirleyen bir tarihsel ve toplumsal gerçeklik içinde yaşadığından, duygusal evrenini ve ideolojisini şiirin kendi dili içerisinde ama söz olarak yansıtacaktır. Bu nedenle şiir salt dil de değildir. Şiir hem söz hem de dildir. Şiir: Sözdil. Saussure, dil yetisinin (Langage) iki yönden oluştuğunu düşünür: Dil (langue: dil dizgesi) ve söz (parole: konuşma edimi). Dil yetisi (langage), genel olarak insanların belli düzene göre oluşturdukları anlamlı sesler aracılığıyla iletişim kurabilme yeteneğini açıklar. Bir yanıyla toplumsal bir niteliği olan dil yetisinin, bir yanıyla da bireysel bir niteliği vardır. Bütün sağlıklı insanlarda doğuştan var olan, kalıtımla kavranılmış, ancak gelişmek için de uygun çevresel uyarıyı gerektiren konuşma yetisidir. Dil (langue), dil yetisinin toplumsal yanıdır; toplumların anlaşma, iletişim kurma aracıdır. Türkçe, İngilizce gibi. Dili kullananların hepsinin belleklerinin incelenmesinden çıkarsanabilecek bir ortak olgudur. Bireylerin zihinlerinde birikmiş sözcük imgelerinin toplamıdır. Söz (parole), bireylerin toplumsal çevresine, eğitimine, bireysel yeteneklerine ve yaşamsal deneyimlerine bağlı olarak, kullanmak üzere dilin bir bölümünden yaptıkları seçmedir. Çünkü bireyler, toplumsal nitelikli dilin ancak bir bölümünü kullanırlar. (Crytal, Daid; linguistics. Pelican Books 197l.) Yukarıda şiirin “langue” anlamında dil olduğunu söylemek istediğim anlaşılmamalı. Şiir bu anlamda dil’i biçimlendirerek, “söylem” düzeyine taşır ve “parol” anlamındaki sözünü de bu söylem biçimi içerisinde ifade eder. Şiirsel söylem biçimi, sözün ve dilin estetize edilmiş, yani anlamlılaştırılmış, tarihselleştirilmiş, tikelleştirilmiş, yeniden üretilebilir biçime getirilmiş düzeyidir. Bu kuramsal bilgileri şunun için anımsatıyorum: Adnan Azar’ın şiiri, söz gibi görülebilir. Oysa bu bir yanılsamadır. Şu şiirsel ifadede olduğu gibi: “Bana yükle, dedi, ormanı// iç’ i, alacaları, uzağı, yılı.” ŞİİR ÜRETİMİNDE SES Şiir dili, sesin de anlam üretiminde önemli olduğu bir dildir. Şiirin, doğal dil üzerine kurulan anlamsal çok değerliliğe sahip bir dil olduğunu anımsarsak, şiirsel dile bu niteliğini kazandıran etkenlerden birinin de ses olduğunu söyleyebiliriz. Hatta sesin de şiirde başlı başına bir anlam olduğunu ileri sürenler bile olmuştur. Bu yaklaşımda bulunanlar, klasik şiiri, özellikle Divan şiirini kendilerine dayanak olarak almaktadırlar. Gerçekten de Divan şiiri, dili şiir yapmada, sesin başlıca şiirsel etken olduğu bir şiirdir. Zaten aruz vezni, çeşitli nota sistemlerinden başka nedir? Ama Cumhuriyetin başından bu yana, özellikle şiirimizin modernleşme sürecinin başlarında, sesin başlıca şiirsel etken olduğu yaklaşımı gerilere kaymıştır. Çünkü şiir, Roland Barthes’ın da belirttiği gibi, gerçekten de bir nicelik değil, bir niteliktir; tözdür, cevherdir. Öyleyse şiir, başka şeylerle karışık biçimde ya da saf biçimde bir yerlerde daima vardır. Önemli olan, şiiri o bulunduğu yerden bulup çıkarmaktır. Elmas gibi... Adnan Azar, bütün şiirsel girişimlerinde, sesin de şiirsel anlama katkısını göz ardı etmiyor. Şiirin her ne kadar bir nitelik olduğunu bilse de, şiir dilinin kendine özgü iç müziğini ses olanaklarıyla yaratmak gerektiğini de biliyor. Azar’ın bu deneyimlerini, “Küçük Sözler” adlı, ikişer dizeden oluşan altı şiirde daha somut olarak görebiliriz: “1. Şimdi aşk kelimeleridir bir bir yok olan//öyleyse yazlar okusun benikırık aşklar okusun”, “2. Sana taşırdım nasıl taşırdım sevgimi// ama şu fırtına şu boran şu begonya”, “3. Sular geri getirsin seni bana getirsin// durulayım yüzünü bir daha unutmayayım”, “4. Madem vakit dar herhangi birini sev// yıldızlara gülen gülüşünü saklamayan birini”, “5. güz dalına uçurum otuna sor// kıyısız kalbime sorma beni”, “6. Yağmur ne çok yağmur ne çabuk// gittin mi sevdin mi silindin mi” Genel olarak sanat, özel olarak şiir, her şeyden önce bir biçimdir ve bireysel bir etkinliktir. Şiir her şeyden önce dili biçimlendirmektir. Dilden değil de anlamlardan yola çıkarak şiir yazmak, şiirin dışına çıkarır bizi. Elbette sanatın SAYFA 16 n 18 ARALIK 2014 C U M H U R İ Y E T K İ T A P S A Y I 1296

