03 Eylül 2026 Perşembe Türkçe Subscribe Login

Catalog

POLİTİK BİLİM Aykut Göker http:/www.ınovasyon.org;hagoker@ttmail.com Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun, o çok acı gününde karşılaştığı muameleye bile tepki göstermeyen bilim insanı akıl tutulmasındadır; ama yine de soralım... CBT 1339/ 8 16 Kasım 2012 Köyden kente, küçük kentten büyük kente, bir bölgeden bir başka bölgeye göç hâlâ sürüyor. Toplumsal ve kültürel altüst oluşu da beraberinde getirerek... Meğer çoğumuz kimliksizmişiz; şimdi hepimiz bir kimlik, bir köken arıyoruz... Hem de bunca uygarlığın, bunca halkın harmanlandığı bir coğrafyada... Eskiden hiç olmazsa bazılarımız, asıl meselenin Kürt, Türk, Laz, Çerkez, bütün emekçiler için yaşanılası bir dünya kurmak olduğunu sanırdık; şimdi üstünde durduğumuz tek konu ‘ulusal kimlik’ meselesi... Üstelik bu mesele üzerine oturtulan düşük yoğunluklu bir savaşta çocuklarımızı birbirleriyle vuruşturuyoruz. Onların da ezici çoğunluğu emekçilerin çocukları... Lâik bir Cumhuriyet olarak, İslâm toplumlarının on ikinci yüzyıldan bu yana tersine dönen kaderinden kendisini kurtaran ilk İslâm toplumunun bizim toplumumuz olacağını umuyorduk. Bir de ne görelim, bir cemaat siyasî iktidarın ortaklarından... Yükseköğretim ve temel eğitimden başlayarak lâikliğin temelleri yerinden oynatılıyor. Bu bir yana, yeniden ve hızla mezhepçilik batağına kayıyoruz. Bu kayışta ulusal sınırlar ortadan kalkar. Onun için Suriye’deki Şiîlik Sünnîlik çatışmasının tam da göbeğindeyiz. Sünnî muhalif güçlere fiilî destek sağlıyoruz. Şiî İran’la aramızda tarih tekerrür etti, edecek... Bu coğrafyada kültürel altüst oluşlara, ulusal kimlik arayışlarına eklemlenen mezhepsel ayrışmalarla ülke olarak varlığımızı sürdürmek imkânsız... Akla ihtiyacımız var. Doğal olarak gözlerimizi aklın ışığını yansıtacak bir kuruma çeviriyoruz. Çünkü o kurumun, aklı merkez alan bir yörünge çizdiğini biliyoruz. Aklın ışığını yansıtsa yansıtsa o kurum yansıtır. O kurum üniversitedir. Bilim insanlarımızdan aklın ışığını yansıtmalarını bekliyoruz. Sizler, evreni, kuracağınız matematik modeller yardımıyla bir bütün olarak kavrayabilmek ya da toplumu ve insanı bu kez matematik modeller kurarak değil ama yine de bir bütün olarak kavrayabilmek için uğraşıyor olabilirsiniz. Bütün zihinsel yeteneklerinizi, zaman ve enerjinizi buna ayırmış olabilirsiniz. Saygı duyarız. Büyük bir olasılıkla bu uğraşınızı ya ülkemin ya da bir başka ülkenin üniversitesinin çatısı altında sürdürüyorsunuzdur. Çalıştığınız o kurum, evrenin insan zihninde henüz çözüme kavuşmamış, insanoğlu için sır olan kara kutularının aydınlığa kavuşacağı yerdir. İnsanoğlunun akıl erdiremediği için, varlığını aklın ötesindeki bir mutlak güce zincirlediği evrenin, o zinciri kırıp insan zihninde de özgürlüğüne kavuşacağı yerdir, üniversite. Evren özgürlüğüne kavuşurken insanoğlunun da artık parçası olduğu bütünü kavrayamama aczinden kurtulacağı; onun da özgürlüğüne kavuşacağı yer… Ve o üniversite, insanoğlunun parçası olduğu toplumu ve aynı zamanda kendisini de tam olarak anlayabilmesinin yol ve yordamını ortaya koyabilecek olan yerdir. Onun için üniversite yalnızca bir saygı odağı değil; insanlığın geleceği için de umut kaynağıdır. Çatısı altında çalışan bilim insanı da öyle... Üniversitenin varlık nedeni, elbette bu evrensel misyondur. Bilim insanı da bu misyon için var... Ama yine de insanoğlu, üniversiteden, karşılaştığı yakıcı sorunlara da aklın ışığını yansıtmasını bekliyor. Buna muhtaç... Dedim ya, ülkemiz insanı da öyle... Bu beklentiye yanıt vermek sizin toplumsal sorumluluğunuzdur. Türkiye’de, ‘dinsel dogma’ yapma uydusu fırlatılalı çok oldu; misyonu, akıl merkezli öğretim sisteminde aklın ışığını kesmek... Misyonunu yerine getireceği yörüngeye oturdu oturacak; ‘akıl tutulması’ başladı başlayacak. Çok saygı duyduğumuz bilim insanlarımız, çoğunuzdan ses çıkmıyor. Yoksa ‘tam akıl tutulması’ başlamadan sizin aklınız mı tutuldu? Bilim İnsanlarımızın Toplumsal Sorumluluğu Bilimin En Eski Kitabı Türkçe’de D ogmaların karanlığından özgür, eleştirel düşünce ile bilimin aydınlığına tarihte ilk kez Batı Anadolu’da geçilmiştir. Doğanın belirli kanunları olduğunu sezen bilimin Miletos’lu öncüleri, M.Ö. VI. yüzyılda doğa olaylarının yorumlanmasını dinsel kalıplarından kurtararak özgür eleştirel düşünce yöntemi ile ele almışlar ve bugünkü uygarlığımızı oluşturan doğa bilimlerinin temellerini atmışlardır. İyonyalı bu ilk bilim adamları Miletos Ekolü olarak tarihe geçmiş, Batı Anadolu’nun diğer şehirlerinde yetişen büyük düşünürlerle “Güneşin doğduğu yer” anlamına gelen Anadolu, bilimin doğduğu yer unvaMiletos’lu Thales nına da hak (yak. M.Ö. 624 – 546) kazanmıştır. BATI ANADOLU’DA BİLİMİN ÖNCÜLERİ VE “Bilimin En Eski Kitabı” olma ününü taşıyan ve günümüzden yaklaşık 2300 yıl önce İzmir’in Çandarlı (Pitane) yöresinde Autolykos tarafından yazılmış olan eserini ve dönemini ele alması açısından önemli bir çalışmadır. Nezih Başgelen men olduğu bugünkü Batı uygarlığının ve Eski Yunan felsefesinin temeli, Batı Anadolu’da, İyonya’da, bilimin ana vatanı olan Miletos’ta atılmıştır. Anaksimandros ve Herakleitos Thales’ten daha genç olduğu bilinen Miletos’lu Anaksimandros, yaptığı ilk bilimsel eleştiri, geliştirdiği ilk kozmoloji, çizdiği ilk dünya haritası (pinaks), oluşturduğu ilk organik evrim teorisi ve yazdığı ilk düzyazı doğabilim kitabıyla, yalnızca doğabilimlerinin kurucularından olmasının yanı sıra kendisi dahil her şeyi eleştirmesiyle geliştiren uygarlığımızın en büyük mimarlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Anaksimandros’un ayrıca güneş saatinin ilk mucidi olduğu rivayeti, belki de onun astronomiye duyduğu ilginin bir eseridir. İnsanın kaderini değiştiren anıtsal bir bilimsel düşünce geleneği yaratan bu mütevazı Anadolulu, dünyanın boşlukta durduğunu da ilk söyleyen bilgindir. İyonyalı büyük doğabilimcilerin ve filozofların önde gelen temsilcilerinden biri de felsefede diyalektik yöntemin babası olan Efesli Herakleitos’tu. Herakleitos (yak. MÖ 550475) Efes’te bir rahipkral ailesinde doğmuş, ancak entelektüel meraklarından, kendi arzusuyla, artık yalnızca aristokratik bir mertebe olan sıfatını kardeşine terketmiştir. Yaşamının tamamını Efes’te geçiren Herakleitos özellikle daha Thales: Miletos’lu bilimcilerin öncüsü mate önceki madde teorilerini ele alıp irdelemiş, doğada matikçi ve doğa bilimcisi Thales M.Ö. 28 Mayıs 585 hiçbir şeyin olduğu gibi kalmayıp sürekli değiştiğitarihinde meydana gelen bir güneş tutulmasını ön ni farkederek, her şeyin aslında bir süreçten ibaret ceden haber vermesiyle (Herodotos, I, 74) ün ka olduğu düşüncesini ileri sürmüştür. “Aynı nehre iki zanmıştı. Thales eski Lidya bölgesindeki (Magnesia) defa girilmez” ve “her şey akar” özdeyişleriyle doğabazı demir filizlerinin demir üzerindeki çekim etki nın en temel niteliğini vurgulamış ve bu saptaması sini de ilk gözleyenlerden birisidir. Geometrinin bazı onu çağlar boyu ünlü kılmıştır. önemli temel teoremleri onun adını taşımaktadır. Herakleitos evrenin, ateşle evreni oluşturan Kendisinin ayrıca yetenekli bir mühendis olduğu, Lid ögelerin sürekli birbirlerine dönüşmeleri sonucunda ya Kralı Kroisos’un ordusunu Kızılırmak’ın yönünü sürekli fakat düzensiz bir şekilde geliştiğini belirtmiş, değiştirerek karşıdan karşıya geçirdiği de söylen evrenin yaratılmış olduğunu ve sonsuza dek sürecemektedir. ğini iddia etmiştir. Thales’in en önemli katkısı hiç kuşkusuz, doğa Ona göre tüm evren ateşten varolmuş ve sonunda bilimlerinin her türlü dogmadan uzak, ilk akılcı var da ateşe dönecektir. Evrenin varoluşu ve yokoluşu sayımlarını ortaya atmasıdır. Doğa bilimlerinin egeperiyodik olarak sonsuz kere yenilenecektir. Toplumda da sürtüşmenin evrendeki gibi gelişmenin yakıtı olduğu görüşünü benimseyen Herakleitos, genelde sanıldığı gibi doğruya diyalektikle değil, yanlışın tanınıp ortadan kaldırılmasıyla Resim 1: Çandarlı ve Ceneviz Dönemi kalesi (N. Başgelen; Kaleli Kentleriyle Türkiye, s. 108). yaklaşılabileceği
Subscribe Login
Home Subscription Packages Publications Help Contact Türkçe
x
Find from the following publications
Select all
|
Clear all
Find articles published in the following date range
Find articles containing words via the following methods
and and
and and
Clear