Catalog
Publication
- Anneler Günü
- Atatürk Kitapları
- Babalar Günü
- Bilgisayar
- Bilim Teknik
- Cumhuriyet
- Cumhuriyet 19 Mayıs
- Cumhuriyet 23 Nisan
- Cumhuriyet Akademi
- Cumhuriyet Akdeniz
- Cumhuriyet Alışveriş
- Cumhuriyet Almanya
- Cumhuriyet Anadolu
- Cumhuriyet Ankara
- Cumhuriyet Büyük Taaruz
- Cumhuriyet Cumartesi
- Cumhuriyet Çevre
- Cumhuriyet Ege
- Cumhuriyet Eğitim
- Cumhuriyet Emlak
- Cumhuriyet Enerji
- Cumhuriyet Festival
- Cumhuriyet Gezi
- Cumhuriyet Gurme
- Cumhuriyet Haftasonu
- Cumhuriyet İzmir
- Cumhuriyet Le Monde Diplomatique
- Cumhuriyet Marmara
- Cumhuriyet Okulöncesi alışveriş
- Cumhuriyet Oto
- Cumhuriyet Özel Ekler
- Cumhuriyet Pazar
- Cumhuriyet Sağlıklı Beslenme
- Cumhuriyet Sokak
- Cumhuriyet Spor
- Cumhuriyet Strateji
- Cumhuriyet Tarım
- Cumhuriyet Yılbaşı
- Çerçeve Eki
- Çocuk Kitap
- Dergi Eki
- Ekonomi Eki
- Eskişehir
- Evleniyoruz
- Güney Dogu
- Kitap Eki
- Özel Ekler
- Özel Okullar
- Sevgililer Günü
- Siyaset Eki
- Sürdürülebilir yaşam
- Turizm Eki
- Yerel Yönetimler
Years
Our Subscribers Can Login And Read Original Page
I Want To Register And Read The Whole Archive
I Want To Buy The Page
Russell’a göre Rousseau İngiliz matematikçi, filozof ve toplumbilimci Russell’ın (18721970) ürettiği çok değerli yapıtlardan biri de “Felsefe Sorunları”dır (1912). Her okuyucu burada, insanı derinden etkileyen ilginç düşünceler, değerlendirmeler bulabilir. Örneğin, yazara göre felsefe bakışı, evreni dostlar ve düşmanlar, yandaşlar ve karşıtlar, iyiler ve kötüler gibi iki karşıt kampa bölmez. Felsefe yaklaşımı dünyaya yansız bakar. Prof. Dr. Y. Müh. İlhami Çetin RUSSELL’IN DÜŞÜNÜRLERE ELEŞTİRİLERİ VE TUTARSIZLIKLAR değilse kendi söylüyor, dogmatik uykusundan uyandırmıştı. Fakat bu uyanma ancak geçiciydi. Çok geçmeden, kendisini tekrar uyutacak bir uyku ilâcının buluşunu yaptı…”(S.678) Descartes’ın evlilik dışı bir kızı olduğunu, beş yaşında öldüğünü açıklıyor, ama nasılsa kızı hizmetçisinin doğurduğunu belirtmeyi unutuyor! Görüldüğü gibi eleştirel bir yaklaşım, Russell’ın ünlü yapıtında da kimi tutarsızlıklar açığa çıkarabilir. Elbet her insan eleştirilebilir. Ama eleştiri bir yapıtın, bir insanın yalnız olumsuz yanlarını değil, olumlu yanlarını da belirtmek zorundadır. Russell olağanüstü verimli bir düşünürdü. Uzun bir ömürde 69 yapıt vermişti. Soylu bir ailenin çocuğuydu. Boşanıp, dört kez evlendi. “Niçin Hıristiyan Değilim” kitabını yazdı. Batı kültüründe insanların özel yaşamlarıyla değil, yapıtlarıyla değerlendirildiğini elbet biliyordu. Rousseau gibi yoksul bir aileden gelen, doğumdan sonra annesini yitiren, öğretim göremeyen, kendi kendini yetiştiren bir dâhinin ne gibi travmalar ve ruhsal sorunlar etkisinde kaldığı, dehâsını nasıl uyarabildiği düşünülmelidir. Ailesi geçim sıkıntısı çekerken kimsesizler evine verdiği beş çocuğa nasıl bakabilir, onları nasıl eğitebilir, daha önemlisi düşünce bağımsızlığını ve cesaretini nasıl koruyabilirdi? Yerleşik inançlara karşı çıkan, toplum yaşantısına uymayan düşünce ve duyguları bastırılan bir kişinin, psikanalize göre bir ruh hastası olmasına, herkesi kendine düşman görmesine pek şaşırmamalı. Günümüz koşullarında pek çok aydınımız, öğretim üyemiz susmayı yeğlediği halde, krallık döneminde ve Kilise güçlüyken devrim yaratan yapıtları yayımlayabilmek ne büyük bir cesaret işidir, ne büyük bir özveridir. Yapıtlarının yakılma, kendisinin tutuklanma kararı karşısında bile pes etmemiştir. Bu nedenlerle onu, girişinde “Büyük insanlara Vatan minnettardır” yazılı Panthéon’a Voltaire, Victor Hugo, Emile Zola, André Malraux, Paul Langevin, Marie Curie, Pierre Curie… ile beraber gömenler ve onun anısına orada özel bir anıt yaptıranlar haksız sayılmaz. Mayıs başında İstanbul’da düzenlenen ve dört gün süren Rousseau kolokyumunda, çoğu yabancı konuşmacılar sundukları bildirilerde onun kişiliğini ve yapıtlarını olumlu değerlendirdiler. Russell da kitabında en fazla sayfayı (15) Rousseau’ya ayırmış ve önsözünde “yalnız bana göre çok büyük öneme sahip görünen filozofları incelediğini” belirtmiştir. Toplum Sözleşmesi Fransız Devriminde, Russell’ın deyişiyle, liderlerin çoğunun İncil’i olmuştur. Bizde, başta Atatürk olmak üzere birçok aydınımızın entelektüel kimliğinin oluşmasında, özellikle Cumhuriyetin kuruluş felsefesinde (“Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ondan esinlenerek söylenmiştir) bu yapıtın önemli etkisi olmuştur. Keşke sessiz üniversitelerimiz, hiç olmazsa bu konuyu derinliğine inceleseler! KAYNAKLAR: İ.Çetin : 300.Doğum Yılında Filozof Rousseau ve Atatürk. Cumhuriyet BT, Sayı 1324, 03.08.12 S.89. İ.Çetin : Filozof Rousseau’nun 300.Doğum Yılı Kutlanıyor. Düşün Yazıları Temmuz 2012, S.3537. B.Russell : History of Western Philosophy. Routledge, London 1993. B.Russell, Çev. Muammer Sencer : Batı Felsefesi Tarihi. Say Yayınları, İstanbul 2004. RUSSELL VE TUTARSIZLIKLAR Ü nlü yazarın Batı Felsefesinin Tarihi’ni (1945) de bu değer yargısıyla okumalı. Son zamanlarda tartışılan Rousseau için yazdıklarını daha iyi değerlendirebilmek için bu kitaptan kimi örnekler verelim (Sayfalar İngilizce aslından): Rousseau “…18.yüzyıl Fransa’sındaki anlamda filozof olmasına karşın şimdi filozof adı verilebilecek bir kişi değildir. Buna karşın, felsefe ayrıca edebiyat, zevk, davranış, siyaset üzerinde güçlü bir etkisi olmuştur. Onun bir düşünür olarak meziyetleri hakkında görüşümüz ne olursa olsun, bir toplumsal güç olarak çok büyük önemini tanımak zorundayız. Bu önem daha çok, yüreğe ve onun günündeki adıyla “duyarlığa” seslenmesinden kaynaklanıyordu. Romantik devinimin babasıdır, insansal heyecanlardan insansal olmayan olguları çıkaran düşünce sistemlerinin başlatıcısıdır ve geleneksel mutlak monarşilere karşıt olarak sahte demokratik diktatörlüklerin siyasal felsefesinin bulucusudur. Onun zamanından beri kendilerini reformcu sayanlar, onu izleyenler ve Locke’u izleyenler olmak Bertrand üzere iki gruba ayrılmıştır. Russell Bunlar bazen işbirliği yapmışlar ve çok kişi arada bir uyuşmazlık görmemişti. Fakat giderek uyuşmazlık artan ölçüde belli oldu. Zamanımızda Hitler Rousseau’nun, Roosevelt ve Churchill ise Locke’un ürünüdür…”(S.660) kez okuması gerektiğini söylüyordu, çünkü ilk okuyuşta biçem güzelliği konuya yoğunlaşmasını engelliyordu.”(S.678) Romantik devinme konusunda özetle şu görüşler bulunuyor: “Devinmenin ilk büyük kişisi Rousseau’ydu, fakat bir ölçüde zaten var olan eğilimleri dile getirmiştir… Rousseau, zaten var olan duyarlık kültüne başvurmuş ve ona başka türlü sahip olamayacağı bir genişlik ve kapsam kazandırmıştır. Bir demokrattı, yalnız kuramlarında değil, beğenilerinde de. Yaşamının uzun sürelerinde bir avareydi.,. kendinden biraz daha az yoksul kişilerden yardım aldı. Bu yardımı eylemde en kara nankörlükle ödedi, fakat heyecan bakımından yanıtı en ateşli duyarlık yandaşlarının arzularını karşılıyordu. Bir avarenin zevklerine sahip olduğundan, Paris sosyetesinin sınırlamalarını can sıkıcı buldu. Romantikler rahatlık engellerini küçümsemeyi ondan öğrendi.” (S.651,652) Yukarıdaki değerlendirmelerin Rousseau için genelde olumlu olduğu söylenebilir. Parasal yardımlara savlanan davranışı çok acımasızca eleştiriliyor. Oysa o devirde, böyle bir insan geçimini nasıl sağlayabilirdi? Müzik notalarını kopya ederek para kazanmaya çalışıyordu. Nesnelliğini koruyamayacağı endişesiyle, Fransa Kralının maaş bağlama önerisini kabul etmemişti. Böyle bir insan o acımasız eleştiriyi hak ediyor mu? Aynı acımasızlık ve nesnel olmayan yaklaşım, yaşamı ve karakteri anlatılırken sergileniyor. (S.660674) Onaltı yaşında kimsesiz, beş parasız bir genç yeni bir ülkeye geliyor, bir yerden bir yere yürüyerek gidiyor. Bu trajik durumda, yardım alabilmek için mezhep değiştiriyor. Çok da isabetli hareket ediyor, zira bu sayede Madam de Warens’in evine yerleşiyor. Burada klâsik eserleri buluyor, okuyor ve özümsüyor. Bu sayede, okul ve üniversite eğitimi görmediği halde, bir düşünür düzeyine yükseliyor. Oysa Russell, tüm bu olayları Rousseau aleyhinde yorumluyor. Kendi açıkladığı ilkelere uymayarak, sanki insanları küçümsemekten zevk alıyor. Rousseau’nun karısını çekiştiriyor, Voltaire ile çekişmelerini uzun uzun açıklıyor. Bir süre sekreterliğini yaptığı Venedig Fransız Büyükelçisi’nin sarhoş olduğunu yazıyor. Yapıtlarını yorumlarken nesnel irdelemeler de yapıyor. Russell küçümseme yöntemini diğer filozoflara da uyguluyor. Uzun uzun anlattığı Aziz Augustinus’un çocukluğunda komşu bahçeden armut çaldığını anlatıyor. (S.344) Erasmus için “gayri meşruydu ve doğumunun koşulları konusunda doğru olmayan romantik bir öykü uydurmuştu” diyor. (S.499) Kant için yazdığına bakınız : ”Immanuel Kant (17241804) genellikle modern filozofların en büyüğü sayılır. Ben bu değerlendirmeye katılmam, fakat onun büyük önemini tanımamak aptallık olur… Hume, nedensellik kavramının eleştirisiyle onu, hiç GENELDE OLUMLU Burada, neye dayanarak söylediği açıklanamayan Hitler bağlantısı ve sanki Rousseau olmasaydı Hitler de olmazdı izlenimi dışında, olumlu bir değerlendirme var. Russell yapıtının birçok başka yerinde de Rousseau’ya gönderme yapıyor: Diogenes (S.242), Aziz Augustinus (S.344), Locke (S.617), Helvetius (S.694), Hume (S.646), Hegel (S.708)… Devrimciler konusunda şu görüşe yer veriliyor: “Fransız Devrimi filozoflarının çoğu bilimi, Rousseau’ya bağlanan inançlar ile birleştirmişti…Filozoflar ve ılık reformcular Voltaire’i, aşırı devrimciler Rousseau’yu izlediler.”(S.585) Kant’ı anlatırken şu bilgiler veriliyor: “Leibniz felsefesinin Wolf yorumuyla eğitilen Kant iki kişinin etkisiyle bu felsefeyi terk etmeye yönelmiştir: Rousseau ve Hume… Kant için Hume yadsınması gereken bir muhalifti, fakat Rousseau’nun etkisi daha derindi. Kant öyle düzenli alışkanlıklara sahip bir kişiydi ki, sağlık yürüyüşünde onu kapılarının önünden geçerken gören insanlar saatlerini ayarlardı. Fakat bir vesileyle bu program birçok gün aksadı, bu esnada Emil’i okuyordu. Rousseau’nun kitaplarını birçok SANKİ HİTLER OLMAZDI CBT 1339/ 18 16 Kasım 2012

